Unutulan kültür: Kapuska
Radikal · 5 Haziran 1998
Fransızca, edebi olduğu kadar edepsizliği de ünlü bir dildir. Ve argo sözlüklerin kalınlığı, resmi dil sözlükleriyle boy ölçüşür. Argonun okulu olmadığı için, biz sonradan Fransızca öğrenenler, ne kadar çaba göstersek, tam anlamıyla hâkim olamayız argonun özgün biçemine. Yine de pek hoşlanır, birkaç sözcüğü kullanırız zaman zaman. Bu sözcükler arasında en sevdiklerim, meslek gereği elbette 'gazete'nin argo söylemleridir. Fransızlar, yaprak yaprak açıldığı için olsa gerek, kimi kez 'lahana' derler gazeteye; bazen de 'ördek'. Vakvaklamakla habercilik yapmak
arasında kendilerince bir ilgi kuruyorlar herhalde. 'Lahana', gazeteyi aşağılayıcı bir tını içerir, oysa 'ördek' tanımı küçültücü değildir.
Güzel Türkçemize, resmi Fransızcada gazete demek olan 'jurnal', nedense 'ihbar'la özdeşleşmiş; gazeteci anlamındaki 'jurnalist' ise 'jurnalci'liğe yakıştırılmış Abdülhamit döneminde. Demek ki Türkiye'de bazı basın ve mensuplarının ne olacağı ve hangi küplerin nasıl dolacağı daha o zamandan belliymiş. Bu anlamda, kurumsallaşmanın çok zor gerçekleştiği ülkemizde bazı basın ve mensuplarının Abdülhamit'in sağlam attığı temeller üzerinde yükselip, kurumsallaştıkları söylenebilir. Kimileri ise, o günden bu yana 'lahana' ile 'ördek'lik arasında gidip gelmekte; ancak yapraklarından kapuska mı yapılması, yoksa vakvak güftelerinin okunup çalınması mı gerektiği anlaşılamamaktadır. Kesin olan, Türk basınının eğlendiriciliğidir. Ben bizim basını okurken hiç sıkılmıyorum. Ancak, geçen gün Sabah gazetesinde Deniz Hançer'in haberini okurken, böğrüme bir hançer saplandı, başımdan aşağı kaynar kültürler döküldü. Özgüvenim yerlerde süründü, gurur süngümü üstüne basıp düşmemek için katlayıp kaldırmam gerekti. Habere göre, 'güzel sunucu' Ece Erken, kendisi hakkında önce Mahsun Kırmızıgül, sonra da İbrahim Erkal'la aşk yaşadığı konusunda çıkarılan dedikodulara: "Bana yakıştıracak başka kimseyi bulamadılar mı? Onlarla aramızda büyük kültür farkı var," demiş ve bu büyük kültür farkını: "Onlar lahmacun yiyor, ben pizza. Onlar şalgamla rakı içiyor, ben viski. Onlar yes diyemiyor, ben üç dil biliyorum," diye ifade etmişti.
Sayın Ece Erken'in ölçüsüne göre, eyvah, bendenizin kültür düzeyi, Ece Hanım'dan çok Mahsun Kırmızıgül ile İbrahim Erkal arasında sıkışıp kalmıştı. Şalgama ve rakıya oldum olası bayılırım, lahmacunu da pizzaya yeğlerim. Üç dil de ben biliyordum ama neye yarar, Ece Erken'le yollarımız ayrılmıştı bir kez. İstanbul'da olsam, sevgili İsmail Hakkı'ya koşup ondan akıl soracağım. Ama urbet ellerde, 'Hayır, sen kültürsüz değilsin,' diyecek bir dost ara da bul. Çaresiz bizim Daniel'e açtım derdimi. Teselliye gereksiniyorum. Daniel müthiş kültürlüdür. Çünkü Fransız mutfağı ve şarap uzmanıdır, üstelik İtalyan asıllı olup pizza ustasıdır. Bana: "Şu Türkiye'deki pizzalar mı? Lahmacun bin kez katlar onları!" demesin mi? Ece Erken'in viski ve pizza sayesinde çok kültürlendiğini söyleyecek oldum, korkunç bir argoyla yanıtladı: "Neremle gülmemi istiyorsun?"
Türk televizyonlarının kültür fizikli sunucuları, eğitimlerini Yüksek Pizza Restoranları'nda yapıp Viski Mastırı'yla donandıkları için herhalde, bizim lahana kültüründe kapuska unutuldu, sevgili okurlar.