Bizim olmayan Boğaz
Radikal · 8 Haziran 1998
Dün aklım fikrim Boğaz'daydı ve yüreğim, Karadeniz'e açılan bahtı kara mavi sulara, bir günlüğüne sahip çıkan irili ufaklı teknelerin yelkenleri, kürekleri, motorlarıyla çarptı. Bu teknelerin en pahalısı, en görkemlisi bile, varsıloğlu sahibinin tüm servetine, iktidar gücüne, hatta kiminin mafya çetesine rağmen, çok yakın zamanda, sulara açılmak için kendisine yer bulamayacak Boğaz'da. Çünkü Türk sandığımız İstanbul Boğazı, ordusuz, savaşsız, kansız bir meydan muharebesinde; çokuluslu, karşı durulmaz güçteki düşmana teslim edilecek: petrole. Her gün, bilmem kaç yüz bin tonajlı 22 tanker geçecek üstünden. İki kıtayı birbirine bağlayan doğal su yoluyla dünyada başka hiçbir örneği olmayan bu kıyılar, her gün 22 tehlike atlatacak, bazen de atlatamayacak. Suları tutuşacak, havası zehirlenecek, evleri yanacak, balıkları ve insanları ölecek. Çünkü Azrail'in yılda 8000 kez arpacığına aldığı hedefi, 8000 kez ıskalaması mümkün değil. Ağaçlarından, korularından, yeşilinden söz etmiyorum, onları daha önce kara insanları kesip bitirdiler.
Karadeniz'den gelip Boğaz'ı geçerek başka denizlere akacak Azrail'in adı, Hazar petrolleri. Üstünde, çokuluslu şirketlerin, başta ABD tüm sanayileşmiş ülkelerin, Rusya'nın, Türkiye'nin ve Ermenistan'ın gözü var. Rusya, petrolün elbette kendi limanı Novorrosisk'ten yola çıkıp İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçip gitmesini istiyor. Öngördüğü yol, Ermenistan'ı içeriyor, dolayısıyla Ermeni çıkarlarını da gözetiyor. Türkiye ise petrolün, Bakü'den Akdeniz'deki Ceyhan limanına akmasını yeğliyor. Böylece hem Boğazlar'daki zaten yoğun trafik artamayacak, hem de Boğazlar'dan geçtiği takdirde Türkiye'nin bir şey kazanmadığı bu petrolden, payını alabilecek. Konuda son söz sahibi Azerbaycan, bugüne değin karar veremedi, belge imzalamadı. Öylesine büyük bir çıkar pastası var ki ortada, Rusya payını almadan rahat bırakmaz eski uydusu Azerbaycan'ı. Haracını almazsa Ermenistan'ı azdırır, Azerbaycan'ın üstüne salar ve bir savaş durumunda, yine suya düşer Hazar petrollerini, Batıda'ki tabakhanelere yetiştirip 'para' kazanma planları.
Aslında milyonlarca İstanbullu gibi, beni de hiç ilgilendirmemeli Boğaz'ı tehdit eden petrol tankerleri. Ne şimdi, ne de gelecekte 'Boğaz manzaralı' bir ev sahibi olacaklardanız. Hatta, yılda bir kez ya lokantasında balık yerken seyredebildiğim ya da seyredemediğim Boğaz'ı yağmalayan, beni uzaktan seyredebildiğim yeşilini kesip yerine diktiği beton duvarlara bakmak zorunda bırakan, salt o mavi sulara doğru evler yapabilmek için çalan, çırpan, iktidar olan yalıcılara; mafya babalarından farkı olmayan gecekonduculara, kumarhane villacılarına dönüp: "Siz tüm ulusun kanını, bu mavi sulara bakarak keyif çatmak için emdiniz. Yasaları deldiniz, toprakları gasp ettiniz. Buyrun şimdi, gücünüzü çokuluslu petrol şirketlerine, Rusya'ya gösteriniz sıkıysa. Manzaranız, artık onların tankerleri. Yanacak ve yıkılacak olan sizin evleriniz," demem gerekirdi. Çünkü aralarında, babadan kalma eski evlerinde ya da namusuyla kazandığı paralarla Boğaz'da oturan, o kadar az deniz insanı var ki!
Ama içim el vermiyor. Sizin ve benim gibilere yâr olmayan Boğaziçi'nin, hiç olmazsa, en azından, kıraç güneydoğu toprakları gibi savunulması gerektiğini düşünüyorum. Bu deniz ve kıyıların ortak malımız olduğuna inanıyorum, saf saf.