Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Tanrısı olmayan din, futbol

Radikal · 10 Haziran 1998

Siz bu satırları okurken, hasbel kader yaşadığım Paris'te, birkaç inatçı muhalifin dışındaki tüm dünyalı erkekleri (belki uzaylıları da, kimbilir?) tam bir ay süreyle, Viagra türü hiçbir ilaca gerek kalmadan ve fakat kadın uzvuna hiç benzemeyen bir nesneyle coşturacak heyecan başlıyor, sevgili okurlar. Nesneye top, eyleme futbol, cinsel boşalma anına da 'gol' adı veriliyor. Dün akşam Paris'in dört ayrı köşesinden yola çıkan dört dev robot, yeryüzünün dört kıtasını temsilen elektronik ayaklarıyla güm güm inlettikleri Paris yollarından yürüyerek, ünlü Concorde meydanında buluştular ve Fransa 98 Dünya Kupası, görkemli bir törenle resmen başladı. Neden dört kıta temsil edildi? Derseniz, vallahi ben de tam olarak bilmiyorum, sorup öğrenmeye de üşendim, galiba ve yalnız futbolda, Kuzey Amerika adamdan ve kıtadan sayılmıyor diye düşündüm. Bu fikir de pek hoşuma gitti zaten, kesinlikle değiştirmeyeceğim. Biz Türkiye olarak bu şenliğin içinde, ucundan kıyısından, merhum Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa sayesinde vardık. Çünkü dört robotun buluştuğu, dev ekranların kurulduğu, yüzbinlerce kişinin toplandığı Concorde meydanının simgesi, 22,86 metre boyunda ve 230 ton ağırlığındaki Luksor dikili taşı, Fransa'ya bizim Mehmet Ali Paşa zamanında gönderilmiştir. Çünkü Fransa, valiliği zamanında Osmanlı'ya baş kaldıran bu isyancı paşayı pek sevip yardım etmiş. Mehmet Ali de, Kral Louis Philippe'e 'şükranlarını' İkinci Ramses'in tapınağından koparıp aldığı dikili taşı sunarak belirtmiş. Yazıma cinsellikle başlamış olmam, inanın boşuna değil. Fransızlar, artık bilinçli mi yaptılar, bilinçsiz mi, belli değil; gökyüzüne doğru sürekli ereksiyon halinde bir erkeklik uzvu gibi dikilen bu anıtı, Fransa 98 Dünya Kupası biçimiyle kapladılar. Paris gecelerini artık, bu taşın tepesinde göğe doğru uzanan bir top aydınlatıyor. Gelin de bu

anıta kupa kılıfı geçiren maço kafalarda, futbol kökenli bir ereksiyon aramayın!

Çarnaçar içine düştüğüm Dünya Kupası kazanında, ben de ister istemez futbol allamesi kesildim. Okuya öğrene, yüzyılımızın belki de en önemli sosyolojik devinimi, en yaygın 'dini', en son ideolojisi ve dev bütçeli, çokuluslu bir ticaret şirketiyle karşı karşıya olduğumuzu anladım. Meğerse FİFA dediğimiz ve dünya futbol kulüplerinin üye olduğu organizasyon, Birleşmiş Milletler'den daha evrenselmiş! FİFA'ya üye ülkelerin sayısı 198, BM'nin 185. FİFA'nın bu yılki bütçesi 250 milyar dolara ulaşarak, koca Fransa'nın bütçesini aşmış! Dünyanın bütün dev firmaları, dünya kupalarını finanse etmek için yarışır, televizyonlar yayın hakkını satın almak için savaşırken; Manchester United, Lazio Roma ve Ajax Amsterdam gibi kulüplerin hisseleri borsada alınıp satılıyormuş. Tıpkı ünlü futbolcuların, bir çift butlarıyla beşi bir arada et kombinalarından daha fazla para ettikleri gibi. FİFA'nın yeni ekonomi politikasından yola çıkan kulüpler, küreselleşme dediğimiz sınırsız liberal ekonomiyi çoktan gerçekleştirmişler ve dünyanın yedi bucağına ithal edilen futbolcularıyla; dinden, yurttaşlıktan, kimlikten, renkten bağımsız, çalışma izni gerektirmeyen serbest dolaşım hakkını ele geçirmişler.

Futbol; ırk, ulus, sınıf ve sınır tanımayan, evrensel bir kültür, tanrısı olmayan bir din. Ama aynı zamanda, milliyetçiliğin de yeni adresi artık. Bu ikilemi, önümüzdeki günlerde irdelemeye çalışacağım.