Tipik Fransız oyunu
Milliyet · 10 Haziran 1998
Fransa parlamentosunda kabul edilen "Ermeni Soykırımı" yasasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yasa, Fransız dış politikasının tipik bir "ne şiş yansın, ne kebap" uygulaması. 24 Nisan'ın Ermenistan'da anılması başlayınca, dünyadaki diaspora, sanki yeniden keşfetmiş gibi, tarihi güncelleştirme kararı aldı.
Fransa'da, 1915, 20'lerden sonra gelen Ermenilerin üçüncü kuşağı var. Bunlar "seçmen" oldular ve Fransız politikacılarıyla bir tür pazarlığa başladılar. Ama 22 yıldan beri bu pazarlık çok gülünçtü ve sanki Fransız parlamentosunda bir "commedia del arte" oynanıyordu. Bakıyorsunuz, muhalefette olan bir milletvekili, kabul edilmeyeceğini bile bile 24 Nisan gününde "Efendim, Ermeni yurttaşlarımız acı içinde, artık soykırım kabul edilsin," türünde bir öneri getiriyordu meclise. Dış işleri bakanı da çıkıp, "Biz Ermenileri çok severiz. Acılarını çok iyi anlıyoruz, yalnız şöyle bir sıkıntı var, soykırım tanımı uluslararası mercilerce belirli özelliklere bağlanmıştır, şimdilik bu tanımı kabul edemeyeceğiz" falan diyerek geçiştirirdi. Aynı bakan, iki yıl sonra muhalefete düştüğünde, sanki bu sözleri kendi etmemiş gibi, aynı türde öneriyi parlamentoda kendisi yapardı.
Yasa niye geçti?
Şimdi bu yasa niye geçti?
Tahminimce Fransa artık bu komediye devam edemeyeceğini anladı. Ancak, sekiz yıldan beri harekete geçmemesinin nedeni, Ermenistan cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan'ın soykırımı gündeme getirmek istememesiydi. Yani bu yasa, Petrosyan sayesinde sekiz yıl geciktirildi. Ne yazık ki, Türkiye'deki politikacılar ve bazı basın mensupları, Petrosyan'ın değerini anlayamadılar.
Parlamentoda bağımsızlık deklarasyonu yapıldığında, Levon Ter Petrosyan, bu deklarasyonda ve Ermenistan Anayasası'nda, soykırımın ve özellikle Türkiye'yi ve Türklerin rencide edecek herhangi bir tümceyi kullanmaktan, kendisine "hain" diyerek yapılan tüm saldırılara göğüs gerecek kaçındı. Ve dedi ki, "Hayır arkadaş, biz yepyeni bir cumhuriyet kurmak istiyoruz. Çok önemli sorunlarımız var. Biz soykırımı unutalım, inkar edelim demiyoruz, ama bunu tarihçilere bırakalım!" Ben bunu kulaklarımla duydum. Oysa, aynı anda Türk basınında olayla ilgili olarak "Türk düşmanlığı yapılıyor," diye çığlıklar atılıyordu. Levon Ter Petrosyan'a, Daşnak demeye bile kalktılar. Oysa ilgisi yoktu.
Türkiye niçin bu mesajın değerini bilemedi?
Böyle durumlarda Türkiye demekten kaçınıyorum, çünkü biliyorum ki, aynı bakanlıkta bile çok ayrı ayrı görüşler var. Bir hükümetin şahin, bir hükümetin güvercin olduğunu söylemek mümkün değil. Şahin diye adlandırılan bir hükümette, güvercinsel bir kanat olabiliyor, tersi de. Belki'en son söylenmesi gerekeni şimdi söyleyeceğim ama: Fransa, Bakü petrollerinde diğer ülkeler gibi bir an önce pay almak için sabırsızlanıyor. Ve bu petrollerde pay alabilmek için, Türkiye, Ermenistan ve Dağlık Karabağ arasında, cumhurbaşkanı Jacques Chirac nezdinde aracılık başlatmış durumda. Bu aracılığın inandırıcı olması için, bazı taraflara jestler yapmak zorunda. Öyle bir jest ki, hem Ermenilerin, hem diaspora Ermenilerinin gönlünü alacak, hem de Türkiye'yi rencide etmeyecek. Ermenilere diyor ki, bak yasayı çıkardık. Türkiye'ye de diyor ki, "Yahu kardeşim, öyle bir yasa yaptık ki, bak Türkiye'nin adı bile yok. Anadolu'nun yeri yok. Biz Fransız dış işleri olarak, devleti olarak Türkiye'yi çok seviyoruz. Aslında biz Türkiye'ye desteğiz, ama işte biliyorsunuz, bir ayak bağımız var, Ermenileri de idare etmek zorundayız, şu ayak bağından bir kurtulayım, bak size nasıl destek vereceğim!" Bu tutum, enfes, tipik bir Fransız oyunudur.
Peki ama, Bakü petrolleri için Azerbaycan'da kullanmak gerekmez mi?
Azerbaycan'ı, Dağlık Karabağ'a mutlaka sürmesi gereken barışla elde tutuyorlar. Yani Dağlık Karabağ'ı şimdi bir bomba patlasa, güvenlik yok gerekçesiyle tüm dış yatırımlar durabilir, petrol ihracı suya düşer.
Soykırımın tanınmasını kim istiyor en çok Ermenistan'da? Daşnak partisi mi?
Daşnak deyince, Türkiye'deki yanlış bilgiyi düzeltmek gerek önce. Daşnak'ın anlamı, federasyondur. Halk dilinde Daşnak deyince, federasyoncu anlayış ve açılımı:
Daşnaksütyun, yani "Ermeni Devrimci Federasyonu"dur. Bazen Türk basınında görüp gülüyorum: Daşnak Asala'cılar, diyorlar. Asala, tümüyle ayrı bir örgüttü ve "Ermenistan Gizli Kurtuluş Örgütü" adını taşırdı, Daşnaksütyunla ilgisi yoktu. Daşnak'ların silahlı örgütü Ermeni Soykırımı İntikam Örgütü adını taşırdı ve Asala ile birbirlerini yerlerdi. Her iki örgüt de, varlık nedenlerini yitirdiler. Ermeni soykırımının tanınmasını isteyenlere gelince… 1915'ten 20'lere, dışarıya göçen ve doğmuş oldukları topraklarla organik bağlarını yitiren Ermeni diasporasında, ister istemez bir günü burukluğu var. Ama bunu ifade biçimleri […]. Belki bugüne değin Daşnak partisinin en aşırı söylemini kullandıkları için "Daşnaklar istiyor" diye bir kanı yaratıldı. Aslında bence yanlış. Çünkü Ermeni diasporasının büyük bölümünde, "Biz bağışlamaya hazırız, ancak bağışlamak için önce birinin özür dilemesi gerekir" görüşü egemen. Bu mütevazi görüşün yanında, benim gibi insanların hiç tasvip etmediği "İstanbul'u kan gölüne çevireceğiz" türü söylemciler de var tabii. Ama çok küçük bir azınlık bu, her yerde olabileceği türden bir fanatikler gurubu.
Petrosyan döneminde gündemde olmayan soykırım, niçin Koçaryan zamanında ortaya atıldı yeniden?
Petrosyan'ı düşüren Koçaryan, onun döneminde madem yumuşak davranıldı ve buna rağmen Türkiye'ye yaranılamadı, sınır kapısı açılmadı, eh ben de katı davranayım bari diye düşündü tabii.
Fransa ile ilişkiler gerildi, sonu nereye gider bu işin?
Herşeyin başı ekonomi. Bence Türkiye, kendisine hiç bir yükümlülük getirmeyen, AB'ye giriş sürecinde hiç bir zararı olmayan Ermeni Soykırım yasasını terazinin bir kefesine koyacak, diğerine çıkarlarını ve kararını verecek. Elbette ki koca Türkiye'ye akıl öğretmek, bize düşmez. Ama bu yasayı parmağına dolarsa, batı dünyasıyla ilişkilerini bozması söz konusu. Bu olasılık da, değişen olgun ülkeler arasında Türkiye'nin var olduğunu gösterip kendi ekonomik çıkarlarını kollayacak. Türkiye'de, Türk insanının onurunu yüceltecek çok insan var. Bu insanların ortaya çıkıp, bütün dünyada olduğu gibi tarih hakkında kesin yargıda bulunmayalım, tarihi sorgulayalım, demesi gerekir. Yani bu çok güçlü bir karttır. Ben diyorum ki, başkasına kullandıracağımız ve yakacağımız kartı, biz oynayalım ve suratına fırlatalım Fransa'nın ve dünyanın.
Şu anda Türkiye, Ermenistan sınır kapısını açsa, ne olur?
Türkiye sınır kapısını açsa, bütün Avrupa'da, bütün dünyada "Türkiye ilkeldir, Türkiye insanı adam olmaz" söylemi olanlara korkunç bir şamar atmış olur. "Biz sizin bildiğiniz değiliz, bakın bunu yapabiliyoruz" olur. Türkiye'de korkunç protestolarla, milliyetçi nutuklarla Fransa'yı falan protesto etmek, dışardaki Türk düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyor. Çünkü vermek istedikleri Türkiye imgesi bu zaten. Biz onlara, Türkiye herşeyi konuşabilen, tartışabilen olgun bir toplumdur ve kararlarını tabulara dayanarak değil, soğukkanlı olarak alır imgesi verirsek, hepsinin hesabı allak bullak olur.
Azerbaycan'ı razı edemeyiz belki...
Haydar Aliyev'in bütün Azeri ileri gelenleri gibi Ermenistan'da eğitim yaptığını ve çok güzel Ermenice konuştuğunu biliyor musunuz? Ve Elçibey'den sonra, bu sorunu yalnız ben çözerim diye ortaya çıkmıştı. İleriye dönük, iki olasılık var. Azerbaycan cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştı. Rusya, rahatsız. Çünkü Bakü petrolleri, artık kendi denetiminde değil ve Rusya'nın burnunun dibinde batılı şirketlere peşkeş çekiliyor. Rusya, kendisine verilen payı yetersiz buluyor. Şimdi, Azerbaycan üstündeki baskılar çoğalabilir ve bu baskılar sonucu, Aliyev Karabağ konusunda anlaşma imzalayabilir. Eğer imzalamazsa, Rusya yanlısı Mutalibof'un yerine gelmesi söz konusu. Rusya'nın kirli işi, yani Karabağ anlaşmasını Aliyev'e imzalatıp, Mutalibof'un "kardeşim ben imzalamadım, ama imzalanmış bir kez, uygulamaya zorunluyum" söylemiyle getirilmesi de mümkün. Ama kesin olan, bölgede barışın sağlanması.
ASALA hortlar mı?
Bu yasa, ASALA'yı hortlatır mı?
Hayır. Ermenistan Cumhuriyeti kurulduğundan beri, ASALA'nın varoluş nedeni ortadan kalkmıştır. Hortlaması için, uluslararası kaynakların desteklemesi gerekir. Petrol için gerekli barış dolayısıyla, şimdilik böyle bir tehlike yok.
Ermenistan'da Türkiye'ye yönelik ilgi var mı?
Olmaz olur mu? Her iki aileden birinde Türkçe konuşan insanlar vardır Ermenistan'da. Türk televizyonları izlenir, Türkçe kasetler dinlenir, hatta Türkiye'den dansöz getirilir düşünülere. Bir ara, Türkiye ile ilişkiler iyiyken, okullarda Türkçe öğretilmesi bile söz konusu olmuştu. Benim hayallerimden biri, örneğin BDT içinde Türkçe konuşan devletler arasına Ermenistan'ın alınmasıdır. Türkî cumhuriyetler diyorlar, adamlar İstanbul'da toplantı yapıyor ve Rusça konuşuyorlar. Ermeniler onlardan çok daha iyi Türkçe konuşur! Türkçe dergiler, gazeteler çıktı Ermenistan'da. Bazısına katkım oldu. Şimdi de bir radyo kurmak istiyorum. İki ülkenin insanları, ne kadar aynı kültüre ait olduklarını anladıkları ve bunun keyfini sürdükleri zaman, zaten bütün sorunlar çözülmüş olacaktır.
Raffi A. Hermonn Kimdir?
1958 yılında İstanbul'da doğdu. Ermeni okullarında ve Tepebaşı Deneme Sahnesi'nin yetiştirdiği tiyatro kadrosunda ve Merhaba Gösteri Topluluğu kurucuları arasında yer aldı. Ermenice günlük gazete Marmara'da başlayan gazeteciliği, Vatan, Demokrat, Cumhuriyet ve Politika gazetelerinde sürdürdü. 1980 yılında geldiği Paris'te, sinema sosyolojisi eğitimi gördü. 1987'de Ermenistan'a gitti, Erivan'daki devlet televizyonunda oynadığı rol ile, 1993 yılında A.B.D. Houston "Genç Sinemacılar Festivali"nde ikincilik ödülü aldı. Hermonn aynı zamanda, Lübnan Zartonk, Ermenistan Ulusal Haber Ajansı, Türkiye Agos gazetesi, ABD Nor On muhabirliği ve B.B.C.'de yorumculuk yapıyor.
