Savaş sporu: Futbol
Radikal · 12 Haziran 1998
Dünya Kupası'nın ilk maçında, kalıbının hakkını vermeyen bir Brezilya'ya karşı, kendi kalelerine attıkları muhteşem golle yenilen İskoçya taraftarları, maçtan önce ve yenilgiden sonra bile Parislilerin ilgi odağı oldular, sevgili okurlar. Paris, Paris olalı, hele hanımları, çarpık ve kıllı bacaklarını açıkta bırakan etekliklerle gezen İskoçyalıların, bu eteklerin altına don giyip giymediklerini merak ederlerdi. Meğer giymiyorlarmış. Maç sırasında Brezilya takımının sambasına ayak uydurmaya çalışan İskoçlar her ne kadar eteklerini tuta tuta 'gizem'lerini korudularsa da, birayı fazla kaçırıp sokaklarda tepe taklak yuvarlananlar, merakımızı giderdi. Üstüne İskoç beresi yapıştırılmış kızıl saç peruklu kafalarını iyice çekmelerine karşın, İskoçyalı taraftarlar, iyi huylu ve barışçıl insanlar. Olay çıkarmadılar. Şimdi elimiz böğrümüzde, İngiliz 'hooligan'larını bekliyoruz.
Kimsenin dikkatini çekti mi bilmiyorum; İngiltere, Dünya Kupası'na İngiliz, İskoç ve Kuzey İrlanda olarak üç ayrı takımla katılan, bu garip durumu FİFA'ya kabul ettiren tek devlet! Herhalde futbolun beşiğini salladığı için böyle bir ayrıcalık verilmiş olsa gerek. Sarhoşken bile saldırganlaşmayan İskoçları görünce, bugün konumuz olan futboldaki 'faşizm' genine inanmak zor. Ancak gerçek. Üstelik, son yıllarda taraftarların yüzlerini bile bayrak ya da takım renklerine boyamalarıyla kendini gösteren futbol milliyetçiliğinin, faşizmle ilgisi çok eskilere dayanıyor. 1934 yılındaki Dünya Kupası'nı düzenleyen ve kazanan İtalya'da, futbolun siyasal faşizme ne büyük hizmetler görebileceğini ilk anlayan kişi, Benito Mussolini olmuş. 1936 Olimpiyatları'nın Hitler Almanya'sının propaganda aracı haline gelmesinden iki yıl önce,
İtalyan diktatör: "Futbolun, mizansene uygun bir alan içinde önemli sayıda kalabalıkları toplayarak, bu kalabalıklar üstünde yoğun baskı kurmaya ve milliyetçi güdüleri harekete geçirmeye yarayan olağanüstü potansiyelini," keşfetmiş ve futbolcular hakkında ilk kez 'Milli davanın askerleri!' deyimini kullanmış. Faşist İspanya'nın açıkgöz Franco'su da aynı yoldan gitmeyi denemiş ama, bu ülkedeki yerel milliyetçilik duvarına çarparak kırılmış. Çünkü Atletico Bilbao takımı, hemen Bask milliyetçiliğinin formasını giymiş, Barcelona, Katalonya bayrağını çıkarıp sallamış, Galiçyalı Celta di Vigo takımı da 'seltik' kökenlerini anımsayıvermiş. Ancak tüm dünyada futbol, yerel ya da ulusal düzeyde, hep milliyetçiliğin çağladığı bir ırmak yatağı olmaktan kurtulamamış. Örneğin SSCB'nin parçalanmasından sonra, kimliklerine sahip çıkmak isteyen yeni cumhuriyetlerin ilk elde birer futbol takımı kurmaları rastlantı değil. Ve sahalarda, ulusu temsil eden devlet kavramının, yerini 'milli takıma' bırakması; örneğin 1969 yılında Salvador ve Honduras takımlarının oynadığı bir maç, iki devletin birbirine savaş ilanı ve Honduras ordusunun Salvador'u işgaliyle sonuçlanmış.
Dikkat ederseniz, futbolda kullanılan tüm deyimler askeridir. 'Atak' hücumdur, 'defans' savunma, 'kaptan' yüzbaşı, 'taktik' savaş yöntemi, demektir vb. Henry Kissinger, 'Ulusların Maçı' kitabında, "Batı Almanya Milli Takımı'nın maçlarında yaptığı ataklar, Alman Genelkurmayı'nın taktiklerine uygun olarak hazırlanırdı," diye yazar. Gerald Ford ise, "Sporda başarı, uluslara askeri bir zafer kadar yararlıdır," der.
Devamı yarına.