Midevi adalet
Radikal · 21 Haziran 1998
Türk adaleti, iki tepsi baklava çalan dört çocuğu, toplam 27 yıl hapis cezasına çarptı ve çocukların aldığı ceza neyse ne, benim uykularım kaçtı, sevgili okurlar. Çünkü birdenbire, baklavanın toplumsal yaşamımızdaki anlam ve önemini, ekonomik değerini şunca yıldır incelemeyi düşünmediğim dank etti kafama. Hemen sarıldım telefona, Kime olacak? Elbette genelinde Türkiye'nin, özelinde bizim gazetenin 'bir bileni' Elif Yıldız'a. Bizim Elif, her şeyi bilir. Özellikle benim garip sorularıma alışıktır ve en önemlisi, "Yahu sen manyak mısın?" diye sormadan yanıt verir. Telefonda, günlerce susuz, pardon baklavasız kalmış insanların doyumsuzluğuyla haykırdım: "Bir kilo baklava kaça? Bir tepside kaç kilo ve kaç tane baklava var?" Bizim Elif olayın önemini derhal kavramıştı. Gerçek bir gazetecinin, kaynaklarını denetlemesi gerektiğini bildiğinden, beni bir telefonda bekletirken, ötekisine sarıldı. Çok geçmeden, İstanbul'un en ünlü tatlıcılarından biriyle konferans halinde, dört Türk çocuğunun hayat memat meselesine açıklık getirdik. Bir kilo baklavanın fiyatı 1 milyon 200 bin liraydı. Bir tepside yaklaşık 65 baklava vardı ve 3 kilo çekerdi. Telefonu kapatıp, hesap makinesine sarıldım. Ve ortaya şöyle bir tablo çıktı:
Bir kilo baklavanın hapis değeri, dört yıldı. Kilosu
1 milyon 200 bin lira olduğuna göre, dört yıl hapsin bedeli de aynı fiyata geliyordu. Dört çocuk, toplam
6 kilo, yani yaklaşık 130 baklava dilimi çalıp mideye indirmişlerdi. Böylece, her bir baklava dilimi için 67 gün hapiste yatacaklardı. İki tepsi yani 6 kilo baklavanın 7 milyon 200 bin lira olduğu düşünülecek olursa, baklavanın tanesi 55 bin 384 liraya, dolayısıyla bir günlük hapsin bedeli, yalnızca ve yalnızca 826 liraya, geliyordu!
Bu durumda sevgili okurlar, her şeyin milyonlarla ölçüldüğü bir ülkede adalet insanları, 826 lira karşılığında bir gün hapiste yatırıyor. Oysa her gün üç öğün, en azından yarım kilo baklava fiyatına besliyordu! Bir mahkûmun devlete günde 600 bin liraya mal olduğunu düşünürsek, dört çocuğun çarptırıldığı 24 yıl hapis cezası enflasyon hesabı yapılmadan, T.C. devletine 5 milyar 256 milyon liraya mal oluyordu.
Geliyordu size baklavanın kilosu 876 milyon liraya ve benim kafam da giderek karışıyordu. Piyasada
1 milyon 200 bin liraya satılan baklavanın bedeli, adaletin kestiği hapis cezasında sekiz yüze katlanıyordu. Bu durumda Türkiye'de adalet ucuz mu sayılırdı, pahalı mı? Neye göre ucuz, neye göre pahalı olurdu; yoksa, yoksa... Türkiye'de adalet enflasyonu mu vardı?
Gösterdiğim matematik çabadan alı al, moru mor kesilmiştim. Hafifçe tırlatıp bilgisayarımın karşısında başladım şıkır şıkır oynamaya: 'Baklava börek, gel de görek!" Gel deyince, aklıma Ankara'dan 'gel, gel' yapılan Engin Civan geldi. 1996 yılında 758 bin dolar
olan borcunun Türk parası karşılığı eriye eriye 213 bin dolara düşen Civan'ımıza, 56 milyar liralık hırsızlığı
için yalnızca 15 ay hapis cezası verilmişti. Bu durumda, Engin Civan arakladığı her 124 milyon için bir gün hapis yatacaktı.
Zaten hapiste mapiste yatması da söz konusu değil. Biz biz olalım ve Engin Civan'ın Türkiye'ye iadesini falan bırakıp, ABD adaletinin kendisine her gün 103 kilo baklava yedirmesini isteyelim. Böylesi, daha adil olur. Bizim gibi ülkelerde en ağır ceza, mide ve bağırsak bozukluğudur!..