İki ateş arasında
Radikal · 29 Haziran 1998
Matub Lunes, 42 yaşında bir güzel adamdı. Berberi dilinde söylerdi şarkılarını. Ancak şarkı söylemekle yetinmezdi, sesini ülkesinin bağımsızlığına adamıştı. Neydi Matub Lunes'in, ülkesi Cezayir için 'bağımsızlık'tan anladığı? 1962 yılından beri zaten bağımsız değil miydi Cezayir? Pek sayılmazdı. Çünkü iki ateş arasında, cayır cayır yanıyordu halkı. Bir yanda, çürümüş, kokuşmuş, rüşvetçi, diktatör ve hırsız, asker eskisi rejim; öte yanda çoluk çocuk yüz binlerce insanı tavuk gibi boğazlayan İslamiyetçi katil sürüleri arasında kalmıştı. Matub Lunes, hançeresinden çıkan o gür sesiyle, hem yarı askeri rejime, hem İslamiyetçi katil ordularına saldırıyordu. Tüfek tarrakalarına ve bıçak şakırtılarına karşı, şarkılarıyla savaşıyordu. Matub Lunes'in sesinden pek korktu askerler ve dinciler. 1988 yılında öldürmeye kalktılar, başaramadılar. Yaraları iyileşti Lunes'in, yine söyledi şarkılarını. 1994 yılında kaçırdılar, kurtuldu, Fransa'ya göçtü, ülkesinden uzak duramadı, döndü ve geçen hafta, altı kurşunla öldürdüler Matub Lunes'i. Susturdular sesini.
Matub Lunes, Arap değildi. Cezayir'in Kabiliye diye anılan bölgesinden ve 28 milyonluk nüfusunun yarısını oluşturan Berberi soyundan geliyor, Arapçayla hiç ilgisi olmayan Tamazig dilini konuşuyor ve bu kültürü savunuyordu. Biz Cezayir'e, Arap ülkesi deyip geçeriz. Oysa Cezayir, 682 yılından öteye Arap kavimlerinin işgaliyle zaptedilen ve Müslümanlaştırılması 720 yılına doğru tamamlanan bir Berberi ülkesidir. Dalga dalga, önce Arap, sonra Türk, ardından Fransız hegemonyasına giren Cezayir halkının Araplaştırılması bugüne değin tam olarak mümkün olamamıştır ve son yıllarda; İslamiyetçi FİS partisi ve şeriat yanlıları tarafından başlatılan köktendincilik akımı, bu Araplaştırma hareketinin son halkasıdır. Cezayir'de olup bitenler, aslında askeri ve sözümona laik bir rejimle, şeriatçılar arasındaki iktidar kavgasından çok; Berberi kültürü ve Tamazig dilini koruyan 'laiklik' yanlısı bir halkla, aynı halkın Kur'an dili Arapçadır diye, dört başı mamur Müslüman olmak üzere Araplaşmayı benimseyen kitlesi arasındaki çatışmadır.
Yıllardır süren kanlı iç savaşın son aşamasında, iktidarı her ne pahasına olursa olsun elde tutmak isteyen ve orduya yaslanan dikta rejiminin, başa çıkamadığı şeriatçılara verdiği son taviz; 5 Temmuz'dan öteye ülkenin resmi dili olarak klasik Arapçayı kabul etmek oldu. Bugüne değin, klasik Arapçaya pek benzemeyen Cezayir Arapçası, Tamazig dili ve Fransızcayı bir arada konuşan Cezayirliler, artık klasik Arapça öğrenmek, konuşmak ve yazmak zorunda kalacaklar. Ve direnişin sesi, Tamazig kültürünün savunucusu Matub Lunes, öldürüldü. Ancak Lunes'in ölümüyle, bugüne değin iç savaşa pek de karışmayan Kabiliye bölgesinde isyanlar başlamış bulunuyor. Kabiliyeliler, sembollerinin ölümüyle çakışan 5 Temmuz kararına karşı, hem şeriatçıları, hem de dikta rejimini hedef alan çatışmalara girdiler. Cezayir, asıl şimdi denetlenmesi olanaksız ve kimin kazanacağı belli olmayan korkunç bir etnik savaşın kucağına yuvarlanıyor.
Bütün bunlardan bize ne, diyebilirsiniz. Bazı Türk Müslümanların, Kur'an'ın Arapça okunmasında ve ezanların Arapça söylenmesinde gösterdikleri ısrar, niçin Arap gibi giyindikleri ve niçin Arapça öğrendikleri, açık değil mi?