Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Kadınlar bir olunca

Radikal · 11 Temmuz 1998

Dünyayı geniş genelinde neden erkekler yönetir, bilir misiniz? Kadınlar birbirlerini çekemedikleri için. Dün sabah, Internet mesajlarına bakıyordum. Dilek Kurt adlı okurumun, "Kadınlar kadınlardan pek hoşlanmazlar..." diye başlayan nefis mektubunu okurken, telefon çaldı. Ahizenin öbür ucunda, yaşamımda özel bir yeri olan kadın vardı: Zeynep Oral. Onu hepiniz tanırsınız. Saygınlık, düzey ve sanat deyince, ilk akla gelen isimlerden biridir. Ama onun ne kadar cömert ve kıskançlıktan uzak olduğunu en iyi ben bilirim. 1991 yılında, çalıştığım gazete Cumhuriyet o 'meşhur' kriz dönemine girmişti. Yönetim sallanıyor, istifalar birbirini izliyor, biz yetkisiz çalışanlar, kara kara ne olacağımızı düşünüyorduk. Henüz köşe yazarı değildim, ama yazardım ve haftada bir pazar sohbetiyle kimilerinin hoşuna gidiyordum. Bir gün, Güneş gazetesinde Füsun Erbulak: "Cumhuriyet sallanıyor, ama orada biri var, onu ziyan etmeyin. Lütfen biri ona sahip çıksın" diye bir yazı yazdı hakkımda. Birkaç gün sonra Milliyet'te Zeynep Oral, Fransa'nın dev sanatçısı Yves Montand'ın ölümü üzerine yazdığı yazıyı benden aldığı bir tümce ve zarif bir övgüyle bitiriyordu. Çok sıkıntı çektiğim günlerde, yakından tanımadığım bu iki insandan gördüğüm destek içimi ısıtmıştı. İkisine de birer teşekkür kartı gönderdim. Aradan bir ay ya geçti ya geçmedi, Zeynep Oral telefon etti. Yakın dostu Joan Baez'le Paris'te buluşacaklardı ve henüz rakip gazetelerde çalışmamıza karşılık, Zeynep bana Joan Baez'le bir röportaj yapmamı öneriyordu. Zeynep'i ilk kez, işte bu Paris seferinde tanıdım. Aramızdaki dostluk, o günden bu yana, tek bir kırışık almadan sürüyor. Asıl önemlisi, Zeynep Oral'ın, beş parasız kaldığım zaman, beni bugün çalıştığım basın grubuna aldırabilmek için gösterdiği çabadır. Ama bu başka bir öykünün konusu. Ve Zeynep Oral'ın dostluğu, yedi yıldır üzerimden eksik olmayan nazar boncuğum, uğurumdur benim. Dün İstanbul'dan, kahvaltı masasından fırlayıp açtığı telefonda söylediği 'Ellerine sağlık...'lar sürdüğünce sürecek kendime duyduğum güven. Demem o ki, bütün kadınlar birbirlerini kıskanmazlar ve ben, başta Zeyno olmak üzere aynı kulvarlarda koşan daha pek çok hemcinsim tarafından yüreklendirilmiş, desteklenmiş, çok şanslı bir insanım.

Köşe yazarlığı garip bir meslek. Memet Baydur'un dediği gibi, umumi tabiplere benziyoruz. Bademcikten kabızlığa, her konuda fikir yürütmek gibi bir özgürlüğe sahibiz. Son zamanlarda, alınmasınlar ama dayanamıyorum, söyleyeceğim; koca koca köşe yazarların zayıflama rejiminden böbrek yetmezliğine varıncaya kadar türlü çeşitli reçete yayımlamalarına baktıkça, Baydur'un iyiden iyiye haklı olduğunu düşünmeye başladım. Galiba köşe yazarının yaşlandığı, şişmanlık ve hastalığı konu etmesinden anlaşılıyor. Sıkı durun hanımlar, sıkı durun benim takım! Eğer el ele, gönül gönüle verirsek, biz böyle yaşlanmayacağız. Çünkü aynalara değil, birbirimizin gözlerine bakacağız ve övdüğümüz zaman çoşkulu, yerdiğimiz zaman öfkeli, yani hep genç kalacağız. Bu yolda destek hoş, kışkançlık sefa gelir. Yeter ki ölçüyü indirmeyelim, çıtayı aşağı çekmeyelim. Yanıtlayamadığım, ama övgüsünü yergisini dikkatle okuduğum sevgili 'internot'larımın mesajlarından, erkek ya da kadın olmanın değil, insan gibi düşünebilmenin önemini anlıyorum. Yalnız değiliz, hayır. Ve 'yalnız' insanlar değiştirebilirler bu dünyayı.