Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Ve final

Radikal · 12 Temmuz 1998

Biliyorum, biliyorum, bu işi çok uzattım. Bir aydır futbolla yatıp kalktığım yetmiyormuş gibi, aceleye gelen flörtümü bir de sizinle paylaşıyorum ki, pek çoğunuzu kızdırdığıma eminim. Ama inanın elimde değil, çünkü tam anlamıyla gargaraya geldim, ne olduğunu anlamadan futbol hastası kesildim. Dünya Kupası'nın başında, bir ara, Fransız parlamentosundan çıkan Ermeni soykırımı yasasıyla ilgili gelişmeleri, futbol maçlarıyla aynı anda izlemek zorunda kalmıştım. Sabah Ermeni yasası konusunda, öğleden sonra futbol üstüne yazıyordum. Bir gece düşümde, futbolcu olup Ermeni kalesine gol attığımı görecek kadar sapıttım. Son günlerde yalnızca futbol maçları giriyor rüyalarıma. Doktor, acaba düzelecek mi durumum, bu Dünya Kupası sonunda? En azından yarın sabaha kadar, umut yok galiba. Önümde bir sürü yazı konusu duruyor. Hepsini not almışım: Winston Churchill'den fıkralar, Japonya'da kiralık intikam şirketleri, Sultan Abdülaziz'in Fransa ziyaretinden nefis bir anı, hepsi birbirinden ilginç ve gülünç öyküler. Hepsi yazılmayı bekliyor. Gel gör ki, benim aklım fikrim akşamki maçta. Yerimde duramıyorum. Program dünden hazırlandı, billahi kolay olmadı. İştah açıcı olarak Rio de Janeiro'dan gelen dinamit gibi bir şişe 'Caiperini'nin yeşil limonla evliliğinden sızan 'Cachasa' içilecek ve ardından Fransız şaraplarıyla sulanan Brezilya'nın ulusal yemeği 'Feijoada', elbette Brezilyalı bir arkadaşın evinde yenecek. Brezilya taamı saat 10'da bitirilecek ve Fransız konyağıyla televizyon karşısına geçilecek. Aramızda bir Brezilyalı, iki de Fransız var. Selçuk Demirel, güzeller güzeli eşi Liliane ve bendeniz, hangi takımı tutmak konusunda henüz tereddütteyiz.

Çünkü finale, en sevdiğimiz iki takım kaldı sonunda. Brezilya'nın kazanmasını, o yoksul 'favela'lardan çıkan, baldırı çıplak ve yarı aç oynadıkları muhteşem futbolu çamurlu sokak aralarından Dünya Kupası'na taşıyan yoksul halk çocuklarının başarısını görmek için istiyoruz. Fransa'nın kazanmasını ise, Hırvatların, ayağına her top alışında Müslüman olduğu için ıslıkladıkları Zinedine Zidane, Kara Afrika'nın gücünü ırkçı Fransızlara nanik yapar gibi Fransa Milli Takımı'na sokan Thuram, Bask kökenli Lizarazu, Ermeni ve Kalmuk karışımı Djorkaeff gibilerini oynatan, demokrat ve kozmopolit bir takım olduğu için.

Garip ama gerçek: Bunca para getiren, final biletleri 12 bin dolara yükselen, dünyanın en büyük ticari firmalarının finanse ettiği ve televizyonların çuvallar dolusu dolar karşılığında gösterim hakkını satın alıp, yayınından tonlarca dolar elde ettiği Dünya Kupası'nı, ister Fransa şampiyon olsun, ister Brezilya, halk çocukları kazanıyor. Oyuncuların hiçbiri varsıl aile

evlatları değil. Hepsi (ayak) bileğinin gücüyle, yoktan var olmuş kişiler. O Fransız şaraplarıyla konyaklarını mideye indirdikten sonra, halk çocuklarını tutmak sana mı kaldı, diyebilirsiniz. Vallahi doğru. Gelin görün ki, yerküreyi saran futbol sevdasının temelinde bu ikilem yatıyor. Dünya Kupası, varsılı yoksulu aynı ateş ve tutkuyla saran, bir araya gelmeyecek dünyaları kol kola getiren, aynı düşüncede birleştiren, toplumlararası tek olgu artık.

Ve bu akşam, futbol tutkusunun yeni bir mucizesini, hiçbir din ve ideolojinin başaramadığını yaşayacak; kim kazanırsa kazansın, sınıf farklarını ortadan kaldıran, insanları aynı sevinç ve üzüntüde birleştiren bir heyecanı dünya çapında paylaşacağız.