Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Yerini bulan hak

Radikal · 15 Temmuz 1998

Antikçağ'da bizim Foça'dan gelenlerin kurduğu Marsilya kentinin, özel bir yeri vardır Fransa'da. Ancak yetmiş iki ırktan bir ulus yaratan Fransa'nın en yüksek tribünlerinde Paris ve Parisliler oturur. Başkente doğru yola koyulan Fransızlar, 'Paris'e gidiyorum,' demezler. 'Paris'e çıkıyorum,' derler ve geri dönerken de Paris'ten gelinmez, Paris'ten 'inilir.' 1789 yılında, önce ihtilal yapmak, ardından ihtilalcilerin kurduğu cumhuriyet rejimini düşman ordularına karşı korumak için Paris'e çıkan Marsilya halkının söylediği bir şarkı, günümüzdeki Fransız ulusal marşıdır ve 'La Marseillaise' adını taşır. Rouget de Lisle'in vatan evlatlarını silaha sarılmaya çağıran kan ve barut kokulu savaş bestesi, üç günden beri ülkenin en çok çalınıp söylenen şarkısı. Fransa'nın cumhuriyet bayramı 14 Temmuz, Dünya Kupası zaferiyle çakıştı ve Marsilyalılar bu kez Paris'e adlarını taşıyan marşla birlikte, silaha sarılmak için değil, içki şişelerine sarılıp bayrak sallamaya çıktılar. Pek sözü edilmez ama, olimpiyat oyunları gibi Dünya Kupası da, aslında bir Fransız icadıdır. Pierre de Coubertin bugünkü olimpiyatların babasıdır, Jules Rimet ise Dünya Kupası'nın. 1930 yılında, Abel Lafleur adlı yontucu tarafından düşünülüp gerçekleştirilen şampiyonluk kupasına 1946 yılından öteye Jules Rimet'nin adı verilmişti. 1970'te Brezilya üçüncü kez dünya şampiyonu olunca, Pele'nin ekibi bu kupayı sonsuza dek muhafaza etmek ayrıcalığına kavuştu. Ancak değerli miras, 1983 yılında Brezilya Federasyonu'ndaki vitrinden çalındı ve bir daha bulunamadı. Yeni kupayı, Silvio Gazzaniga adlı İtalyan yontucu yarattı. Ve bu kez, Jules Rimet'nin değil FIFA'nın mührünü taşıyan kupa 18 ayar som altından dökülmüş olup, 36 santimlik boyuna karşın 4 kilo 970 gram ağırlığındaydı. 1996'da bu kupayı da, geçici sahipleri İngilizler çaldırdılar. Ancak Pickles adını taşıyan uzun tüylü köpek, bir Londra parkında 'terk edilen' mücevheri buldu. FIFA kupası artık federasyonun sıkı sıkı korunan Zürih merkezinden çıkarılmıyor. Geçen pazar muzaffer Fransız takımının öpüp kokladığı kupa, aslının altın kaplama bir kopyası.

Kopya mopya, Dünya Kupası organizasyonunun mucidi Fransa, kupanın kupasını tarihte ilk kez kazandı. Ve altın kaplama yontunun altında, Almanya, Arjantin, Brezilya ve İtalya'nın yanında, artık Fransa'nın da adı yer alacak. Her şeyi eleştiren, doğuştan olumsuz, beşikten somurtkan Fransız halkı var oldu olalı böylesine coşmamıştı. Paris'te tüm sokaklar bayram yeri ve 14 Temmuz ulusal bayramı, 1789'dan beri böylesine bir şenlikle kutlanmadı. Milli takım dedikleri Fransız ekibinde yer alan, Cezayir'in Kabil soyundan Müslüman Zidane, Antilles adalarından Thuram, Yeni Kaledonyalı Carambeu, Kuzey Afrikalı Vieira, Ermeni Kamul kırması Djorkaef; ırkçılara nanik yapar gibi taşıyorlar 'vatan' diye benimsedikleri Fransa'nın bayrağını. Zaten aşırı sağcı Le Pen, Fransa'nın kazandığı şampiyonluğu, "Dünya Kupası tarihin bir ayrıntısıdır," diye küçümsedi. Ama kupanın getirdiği ulusal coşku, hiçbir partinin, hiçbir politikanın indiremeyeceği bir tokat patlattı kendilerini 'milliyetçi' addeden ve 'Fransa, Fransızlarındır!' derken o Fransızlardan yalnızca pembe beyaz, Hıristiyan Fransızları anlayanların suratına. Bir Dünya Kupası, yeniden yazıyor 'milliyetçiliğin' tanımını. Müslüman'ı, Hıristiyan'ı ve dinsiziyle, 'ulus' kavramını yeniden oluşturuyor. Siyahı ve beyazıyla sahip çıkılan bu ulusal zafer, çoğul kültürün, demokrasinin ve 'laik' bir ülkenin meşalesi artık. Türk ulusuna Arap üniformaları biçen şeriatçı 'ırkçı'larımızın, kulakları çınlasın!