Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Cinayet biçimleri

Radikal · 20 Temmuz 1998

İtalya, iki aydan bu yana polisiye dizilerden çok başkent Roma'da görülmekte olan bir cinayet davasını izliyor. Sanık sıralarındaki iki kişi, rasgele katiller değil. Ancak savcı haklıysa, yüzyılın en 'felsefi' cinayetini işlemiş bulunuyorlar ve taammüden adam öldürmekten, ömür boyu hapse mahkûm olacaklar. İddianameye göre, 30 yaşındaki Giovanni Scattone ve 31 yaşındaki Salvatore Ferraro, geçen yıl 9 Mayıs'ta, Roma hukuk fakültesinden bir kız arkadaşıyla çıkıp, evine gitmeye hazırlanan Marta Russo adındaki hukuk öğrencisini, tek tabanca kurşunuyla öldürmekten sorumlular. Sanıklar, zekâ düzeyleri çok yüksek olarak tanımlanan, 'kriminoloji' dalında tezlerini hazırlayan iki hukuk felsefesi asistanı. Cinayetten bir süre önce öğrencilerine verdikleri seminerde: "Nedeni olmayan ve suç silahı bulunmayan cinayet, yoktur!" savını savunmuşlar. Bu saptamadan, öldürme suçunun hukuk çerçevesinde cinayet olarak değerlendirilemeyeceğini ve yargılanamayacağını anlayan asistanlar, bu fikre öylesine kaptırmışlar ki kendilerini, sonunda 'mükemmel bir cinayet' işlenirse, asla yakalanılmayacağını bizzat kanıtlamaya karar vermişler. Gerçekten de, fakültenin avlusunda zavallı Marta'nın ensesine isabet eden tek kurşunun nereden atıldığı uzun zaman anlaşılamamış. Polis epeyce dağılmış önce, aşk, mafya, intikam gibi nedenler aramış, bir şey bulamamış. Derken kuşkular, iki asistanın tezleri üzerinde çalıştığı kitaplıkta toplanmış. Bölük pörçük tanıklıklardan sonra, asistanların birinin çantasında barut izine rastlanınca tutuklanmışlar. Ancak iki kafadar, henüz hiçbir itirafta bulunmadı. Ve birinin, kendisini tutuklamaya gelen polisin: "Bilimci mesleğinizin üstüne bir bardak su içebilirsiniz," yollu sözüne: "Hayır, yeni başlıyor!" yanıtı verdiği biliniyor. Yani sanık asistanlar, harıl harıl hukuk felsefesine dayanan savunmalarını hazırlıyorlar.

Türkiye'de okullardan felsefe dersini kaldıranlar, şimdi bu olaya, bak felsefe ruh sağlığı için tehlikeliymiş, diye yaklaşabilirler. Ama o zaman Türkiye'de felsefe okutulmadan niçin bu kadar çok cinayet işlendiğini açıklamak zorundalar. Üstelik Türkiye'deki popülist felsefe, önümüzdeki yıllarda büyük çapta ve dolaylı cinayetlere gebe.

Çeşit çeşit cinayet var. İstanbul belediye ve FP'nin gölge başkanı Tayyip Erdoğan, son parti mitinginde FP'li militanlardan kapı kapı dolaşmalarını, nüfus planlamasına karşı çıkmalarını ve insanları bol çocuk yapmaya teşvik etmelerini istedi. Bu yoksul halktan, doyuramayacağı, eğitim veremeyeceği, sokaklara salacağı, işsiz bırakacağı çocuklar doğurmalarını istemek cinayet değil midir? Tayyip Erdoğan elbette cani değil. Popülist filozof. Bu felsefenin gerisindeki hesabı, İslamcı nüfusu çoğaltmak, at gözlüğü geçirilen küçücük beyinleri din ağırlıklı fikirlerle donatmak, kendi partisinin yolundan gidenleri sayıca üstün kılmak. Aileler, çocuklarına bakamıyorlarsa ne gam, FP timleri bakar. Eh, bir süre sonra, Türkiye'nin yarısı ordudan atılamayacağı için, bugün giremedikleri orduya da girerler. Çünkü Türkiye'nin aklı başında insanlarının, at gözlüğüyle eğitilmemiş laiklerinin aynı felsefeyi benimsemeleri ve davayı nüfus üstünlüğüyle kazanmaları mümkün değildir.

Zaten Kürtler de aynı felsefeyle, bire dokuz doğuruyorlar. Bir yanda mürteciler, öte yanda Kürtler; Türkiye'ye nasıl bir kefen biçildiği ve maktullerin kim olduğu açık değil mi?