Yıpranma
Radikal · 26 Temmuz 1998
Türkiye, üstüme üstüme geliyor. Ne yana baksam; oturaklı bir devlette, bir kez olsa tüm toplumu ayağa kaldıracak, basının aylarca, hatta yıllarca diline dolayacağı, üzerinde araştırmalar yapılacak, kitaplar yazılacak, düşünürleri düşündürtecek, kaşınanları kaşıttıracak, yeni kuramlar ürettirecek bir OLAY, Türkiye'de BİR GÜNDE unutuluyor, çünkü ertesi gün aynı boyutta bir başkası patlıyor. Gudubetin, çarpıklığın, abesin, yolsuzluğun, hırsız kurnazlığın bini bir para ve oluşumları giderek hızlanıyor, bazen günde bir değil, saat başı skandal yaşanıyor Türkiye'de. Dört yanı denizlerle çevrili ülkemiz insanları 'karacı' olduklarından herhalde, günlük yaşamlarındaki skandal sayısı, dünya sularındaki toplam sandal sayısını aşmış. Türkiye, kutsalı ve tabuyu aynı potada eriten, değeri değersizi sakız gibi çiğneyip çürüten, beyinden çıkan düşünce borusunu, mide güzergâhından geçirip totosuna bağlayarak dolaşan 'yarı insanların' tatil beldesi. Tatil beldesi diyorum, çünkü bu yarı insanların 'Bu ülke bizim çocuklarımızın, dolayısıyla temiz bırakalım, yakıp yıkmayalım' diye bir düşünce oluşmuyor sindirim sistemlerinde. Beyin suları ve bağırsak floraları, borunun bir ucundan girip öteki ucundan çıkıyor, sürekli, kronik, entellektüel ishaller. Ne dini inançlar kurtuluyor öğütücülerinden, ne yasalar, ne de tabular. Henüz hastalanmayanlar, başa çıkamadıkları salgına karşı kendilerini, ishalle dalga geçerek savunuyorlar.
Dün CHP'li bir Karadenizli anlattı. Böbrek ticaretiyle ünlenen, 'şeriat'a uygun işleyen, Üst Bostancı'da üslenen ve eski adı 'Meyan' iken Central Hospital'a dönüşen hastaneye, kendisi gibi Karadenizlilere ait diye, Karadenizli bir vatandaş tedaviye gitmiş. Tabii külyutmaz Karadenizlilerden olduğu için, hastanenin para bastığını da gözlemlemiş. Hastane ortaklarından birinin çarşaflı hanımı da aynı günlerde tedavi görüyormuş: Bizimki, kadını "Maşallah" diye kutlamış, "Sizin hastane çok iyi çalışıyor!" Dini bütün hanım boyun bükerek, "Estağfurullah efendim, bu Allah'ın hastanesi, niye bizim olsun?" diye alçakgönüllülük gösterince, dayanamayıp patlamış: "Vay canına hamfendi, Allah'ın hastanesi size bedava, bize parayla bakay!"
Bu öykü, sindirim sistemini dine bağlayan yarı insanların kurnazlığından bir örnek. Bir de aynı sistemi laik tabulara bağlayanlar var. Yer, yine Bostancı, bu kez Sanayi Sitesi'ndeki Gökdil Lisesi. Söz konusu lise, harıl harıl inşa ettiği kaçak katın inşaatını halen kocaman bir afişin ardında sürdürüyor. Afişin üstünde: 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' sözüyle Mustafa Kemal Atatürk'ün imzası var.
Sizin anlayacağınız Mustafa Kemal'i kaçak inşaat bekçiliğine kadar düşürdük yarım insanlığımızla. Anımsarsanız, bir zamanlar Ankara-İstanbul yolu üzerinde Atatürk heykeli fabrikası vardı. Belki hâlâ vardır, bilmiyorum. Koca bir arsa üzerinde, küçük, orta boy, büyük Atatürk heykelleri, tabu ticaretinin boyutlarını gösteren bir seri imalat sergisiydi. Aslında bu arsa Hazine'ye aitti ve Atatürk imalatçısı zat da, Atatürk heykellerine dokunulamayacağı fikrinden hareketle, arsaya el koyabilmek için böyle bir zanaat seçmişti.
Tek tesellim, bizim yarı insanların alışık olmayan neticelerinde don durmayacağı için, 'irtica'nın da suyu çıkacağı öngörüsü. Ancak o su çıkana kadar birkaç kuşak ziyan olur, diye korkuyorum. Yoksa sonunda 'şeriat'ın da ishal olacağına eminim.