İrticanın yaz kılığı
Radikal · 5 Ağustos 1998
Karanlığın gerçeği bir başkadır. Kimin kime yâr olduğu geceleri anlaşılır. Ben de anladım. Kahpe İstanbul, irticaya yâr artık.
İçinizden bu kenti gecenin lacivert çarşafları arasında gerinirken seyreden kaç kişi var, kaç kişinin dikkatini çekti bilmiyorum, ama gerçek bu. Çok değil, geçen yıla kadar geceleri, İstanbul'un Topkapı Sarayı, Kız Kulesi gibi olağanüstü güzellikteki yapıları aydınlatılırlardı. Şıkır şıkır ışıklarıyla çizerlerdi denizin ve karanın sınırlarını. İstanbul gecelerinde, artık yalnız camiiler ışıklandırılıyor. Topkapı Sarayı karanlığa boğulmuş. Kız Kulesi, yok. Koskoca Galata Kulesi'ni, her nedense söndürememişler, ancak yarı yarıya azaltmışlar ışıklarını. Yollar, zifir.
Biz camiilerin ışıklandırılmasına karşı değiliz.
Ama anlaşılan, camiileri ışıklandıranlar, Topkapı Sarayı ve Kız Kulesi gibi yapıların aydınlatılmasına karşılar. Eğer sorun elektrik tasarrufu yapmaksa, niye saraylara ve Bizans eserlerine uygulanıyor da, bazıları hiç de tarihsel ve estetik değeri bulunmayan camiilere uygulanmıyor? Çünkü İstanbul; bilmem kaç uygar kocadan dul bu kent, mürteci bir mafyanın koynunda uyuyor artık. Salt irtica değil, mafyadan söz etmemin nedeni, dişleye dişleye kemirdikleri İstanbul'un her sokağında, boş buldukları her yeri kendileri gibi mürtecilere peşkeş çekmeleri. İşte size bir örnek:
Cihangir Lenger Sokak'ta, sit alanı olduğu için
imar izni bulunmayan bir boş arsaya, geçen yıl ucube gibi bir bina yapıldı. FP'li Beyoğlu Belediyesi, sit mit alanı deyip 'Yusuf Kılıç ve Oğulları' gibi para basan inşaatçı Müslüman kardeşlerinin hatırını mı kıracaktı? Cevat Kılıç kardeşine, elbette göz yumacaktı. Ancak Cihangir'de yalnız yarı insanlar değil, insanlar da yaşıyordu, teslim olmadılar. İtirazlar sonucu, belediye encümeni kaçak yapıyı yıkma ve 300 milyon ceza kesme kararı aldı. Elbette ki bu karar asla uygulanmadı. Şimdi o sit alanındaki eciş bücüş inşaatta, sakallı adamlar, sakallı su satıyor: Hisar. Ve Cihangir Güzelleştirme Derneği, Cihangir çirkinleştirme timlerine bir kez daha mağlup. Delik deşik kaldırımları onarmak, yollara dökülen çöpleri temizlemek FP'li belediyenin görevi değil. FP'nin görevi, 'irtica'yı inşa, mürteciyi ihya etmek.
Afrikalı işveren çok varsıllaşınca, şanına uygun bir genel müdür aramaya başlamış işyerine. Gazeteye
ilan vermiş, bir Alman, bir Fransız, bir de Afrikalı
aday başvurmuşlar. Önce Alman'ı sınamış bizim Afrikalı: "İki kere elli, kaç eder?" Alman tereddütsüz yanıtlamış: "Yüz." Afrikalı, adamı uğurladıktan sonra not düşmüş defterine: "Alman aday, çok hızlı ve zeki." Çağırmış Fransız'ı. "İki kere elli kaç eder?" Fransız kara kara düşünmeye başlamış. "Yüz desem, çok basit olacak, herhalde yanıt bu değil," diye ıkınıp sıkınıyormuş, ama çaresiz, "Yüz!" demiş o da sonunda. Afrikalı işveren, defterine not düşmüş: "Fransız, biraz yavaş, fakat zeki." Sıra gelmiş, kendi gibi Afrikalı adaya. Yine sormuş: "İki kere elli, kaç eder!" Anında yanıtlamış üçüncü aday: "Elli size, elli bana eder!" İşveren ırkdaşı, defterine yazmış: "Çok zeki, çok hızlı ve... dürüst!"
İstanbul, İzmir, Ankara ve daha nicelerinin burçları yarı insanların önünde düşeliberi; bizim belediyeler hem yamyam, hem mürteci. Çok zeki, çok hızlı ve dürüstler. Başımızı kardeş kardeş yiyorlar, iki kere elli yüz diyene, yuf olsun, diyorlar.