Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Sirk kızı (4)

Radikal · 12 Ağustos 1998

Gülünç giysileri içinde anlamsız hüzünleriyle iki palyaço, yuvarlak nişan tahtasını eğdiler, bir masa ölüsü gibi sahnenin ortasına yerleştirdiler.

Bıçakçının yüzü, acılı bir mutlulukla gevşedi. Eğildi, soğuk pırıltılı, koca bir kasap satırı çıkardı sandığından. Balerin adımlarıyla ilerledi ölü nişan tahtasının oluşturduğu masaya. Kasap satırını sol eline geçirdi. Sağ dirseğini kara tahtaya dayadı, sağ elini masaya yatırdı. Parmakları bitişikti önce. Satırı tutan sol el havalandı, donuk pırıltılı maden parçası tok bir gürültüyle saplandı yumuşak tahtaya. Sağ el, meşin parçasının bitimindeki o incecik kırmızı çizgiden kesilmişti. Parmakları açılıvermişti bilekten koparken.

Yoğun bir sessizlik oldu önce. Sonra korkunç bir uğultu kapladı çadırı. Bıçakçı, kopuk bileğini havaya kaldırmadı. Kansız satırını çekti çıkardı tahtadan, sandığına koydu usulca, kapağını kapattı. Seyircilere başıyla selam verdi hafifçe ve uçar gibi çıktı sahneden. Alkış yoktu. Donup kalmıştı herkes. Orkestra Mavi Tuna'yı çalmaya başladı. Palyaçolar içeri doluştular. Cansız elin durduğu masayı dışarı taşıdılar, bir koşu. Aralarından birkaçı meydanı dolaşıyor, alkış, alkış işaretleri yapıyorlardı. Seyirci alkışlamaya başladı; sesler geri geldiler, "Ne müthiş!.." "Olağanüstü!.." "Görülmemiş!.." diye ünlediler.

Sahneyi ana kapıdan ayıran dar koridoru üç adımda aldı Bıçakçı. Çadırdan karavana on adımda vardı. İçeri girdi, kapıyı kilitledi. Kopuk bileğe baktı, kan yoktu, umutsuzluğa kapılır gibi oldu, sonra toparladı. "Bu kez son, bu kez artık son" diye yineledi içinden. Eğildi, yatağın altındaki küçük sandığı çekti, içinden ak ipekten bir kuşak çıkardı. Kesik damarlarına baktı, kemiğin dokusunu, kırık kıkırdakları, parçalanmış sinirleri inceledi uzun uzun. Ovalayarak, basarak birkaç damla kan çıkarmayı başardı, sevindi. Bunun son kez olmaması için hiçbir neden yoktu görünürde. Ak ipekten kuşakla, sıkı sıkı kundakladı kopuk bileğini; sol eli ve dişleriyle çeke çeke düğümledi.

Yatağa girdi, battaniyeyi çekti üstüne. Fena halde üşüyordu.

"Sol elle neler yapılmaz ki?" diye düşündü. Kalem tutarken, uçurtma uçuşurken, bilye oynarken düşledi sol elini. Resim bile yapabilirdi. Dişleri birbirine vuruyordu. Titreyerek uyudu. Uçarken gördü düşünde kendisini. Ovalar aşıyor, uçurumlardan süzülüyordu. Mutluydu.

Geceyarısından biraz sonra mıydı, yoksa sabaha karşı mı, sağ bileğindeki ince bir sızı ile uyandı. Önce ayrımsamadı, sonra anladı. Bir silkinişte doğruldu yataktan. Bileğine baktı, ak kuşak sımsıkı sarılıydı. Yeniden yattı, ama kuşku kesinlik kazanıyordu.

Bileğindeki zonklama giderek arttı. Yüreği, sargılı kopuk bileğinin ucunda atıyordu. Karanlıkta gözleri açık, acının omzuna ulaşmasını bekledi. Dayanılmayacak hale gelince doğruldu ve sargıyı çözmeye koyuldu. Kopuk bilekten baş veren taptaze sağ eline dokundu. Önce yumuşacık avuç içi biçimlendi, sonra başparmak ve diğerleri. Pürüzsüz, gergin, ince ve güçlüydüler. Görmeden biliyordu. En son tırnakları oluştu. Pembe, saydam tırnaklar. Kıkırdaklar, damarlar, yerlerini aldılar.

Her şey bitince, yumruk yaptı, açtı kapattı, bileğinin çevresinde döndürdü yeni sağ elini. Eskisinden farksız, ama daha gençti.

Yavaşça yastığa bıraktı başını. İki elini karnının üzerinde kavuşturdu.

"Yarın yeni bir gün başlıyor" diye düşündü umutsuzlukla.

Gözlerini kapadı ve uykuya daldı.

Paris, 3 Şubat 1992

- BİTTİ -