Kafestekiler (3)
Radikal · 16 Ağustos 1998
X..., apansız ve rekor bir süre içinde, Kelkovan'ı ve Trupkaya'yı silkelemiş, daha kısa boylu, daha kel, daha çirkin, daha şişman, daha az zengin, ama X...'in eski sahiplerine ancak 'nikah'la fark atabileceğini çakan, ünlü bir yayınevinin saygın sahibiyle evlenivermişti.
Hepimiz şaşırıp kaldık.
Çünkü ünlü yayınevinin saygın sahibinin, yirmi yıldır ve güzeller güzeli ve daha az paraya fit olan bir metresi vardı.
O metres, saygın yayıncıdan önce tüm Babıali zamparalarının düşlerini süslemiş. Kendisini deli gibi seven ünlü bir köşe yazarına, söz konusu yayıncının cep köşesini yeğlemişti.
Yayıncı Y... ile profesyonel sporcu X... evlendikten sonra; yirmi yıl, beş bin işgünü katsayısıyla emekliye ayrılan eski, buruk, güzel metres, son bir umutla, bir zamanlar kendisini çok seven köşe yazarına dönmek istedi.
Giyindi, kuşandı, süründü, sürüştürdü. Bir gün orta yaşlı yüreciğinin çarpıntılarını dinleyerek gazeteye doğru yola çıktı.
Kapının önünde karşılaştılar.
Saygın yayıncının eski metresi ve ünlü köşe yazarının eski sevgilisi, Ava Gardner'a benziyordu. Biçimli kaşlarının üstüne, kendisine çok yakışan bir bere giymişti. Boynunda çok Parisli ve köşe yazarı yaşındaki erkeklerin pek sevdiği bir fular vardı.
Köşe yazarının içinde korkunç bir hüzün ve öç sevinci aynı hızla çarpıştılar.
"Vay V...! Nereden çıktın sen?"
"Sana geliyordum..."
"Ne iyi olurdu gerçekten. Ama şimdi gitmek zorundayım. Bak, Z... ile tanıştırayım seni!"
Yirmi yıldır beklenen bir öcün, yüzlerce kez provası yapılan repliğiydi söylediği.
Yeni sevgili Z..., eski V...'ye el uzattı. Daha uzun boylu, daha ince ve... çok daha gençti eskisinden.
V..., yeni sevgilinin elini sıkmadı. Yaralı ceylan gözleri, birer kurşun gibi saplandı onun çocuk gözlerine. Bilmem o kurşunların hedefi, yeni sevgili mi olmalıydı?
Tetiği başkasına çevirmek hep daha kolaydır.
Tetiği kendisine çevirebilen kadınlar, cepleri yüreklere yeğlemezler.
Saygın yayıncı ile eski voleybolcunun evliliği uzun sürmedi. Ünlü yayınevinin sahibi ve X...'in çiçeği burnunda kocası, bir gece bir akraba evinin kapısı önünde, kalpten gidiverdi. Kendi evinden çıkmadan önce, X... ile şiddetli bir kavga ettikleri söyleniyordu. Sille tokat birbirlerine girmiş de olabilirler. X..., uzun boylu, küpür küpür, bal tadında bir sporcumuzdu. Erkekleri hem okşar, hem döverdi. Kaba güç kullanan kadınlara bayılıyorum. Oedipus marazası çeken erkekler de benim gibi düşünüyorlar zaten.
X..., saygın ve zengin bir duldu artık. Miras kavgaları oldukça uzun sürdü, ünlü yayınevi epeyce sarsıldı. Ama X..., kürk ve parfüm aldırmak için hiçbir erkeği gereksinmiyordu.
Kızı da iyice büyüyüp serpilmiş, geçerken Türkiye güzellik kraliçesi bile olmuştu.
Gel zaman git zaman, kızın adı, Almanya'da ortaya çıkarılan bir uyuşturucu kaçakçılığına karıştı.
X...'in kendisi içinse, bir zamanlar bazı Avrupa yolculuklarını armatör Kelkovan ile Turpkaya Holding 'hesabına' yaptığı ileri sürülüyor, 'Armut dibine düşer' deniyordu.
Anlaşılan paralı erkeklerin önünde soyunmak yetmiyordu.
Düşmek gerekiyordu.
Önce diz çökülür düşerken.
Sonra başaşağı.
Tepetaklak.
Yıllar geçti aradan. Çok uzun yıllar. Belli bir süre sonra, estetik ameliyatlar silemez oluyor zamanın yüzlerden geçişini. Bakışlar yaşlanıyor. Çaresi bulunamadı.
Eski güzel metresler, sabahları aynaya bakınca, neler düşünürler acaba?
Bazı güzel kadın yaşamlarının dönüm noktası, bunu hiçbir zaman öğrenmemeye karar verdikleri gündür.
- BİTTİ -