Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Riviera ve mafya

Radikal · 22 Ağustos 1998

Bu Fransa'nın benimle ne alıp veremediği var, anlamadım. Hasretime dayanamıyor. Biraz uzaklaşmaya, soluk almaya göreyim, o saat bir olay patlıyor (eskiler hadise cereyan ediyor derlerdi) ve bendeniz, tırıs tırıs dönüş yolunu tutuyorum. Zamanla hadise ile cereyan arasında bir 'izolasyon' maddesi olduğumu düşünmeye başladım. Ben Paris'teyken hadise ile cereyan arasındaki iletişimi kesiyorum. Hiçbir şeycik olmuyor. Aradan çekilince, hadise cereyan ediveriyor. Tabii önce beni bulamıyorlar. Muhabiri olduğum gazete yöneticileri saçını başını yoluyor. Sonunda maalesef buluyorlar. Ve kulunuz, izolasyon görevine dönüyor. Hadisenin cereyanı kesiliyor, olay bitiyor. Fransa beni kendisine döndürmek için geçen yıl Diana'yı bile öldürttü. Bu ağustos, Alaattin Çakıcı'yı tutuklayacak kadar ileri gitti. Allahtan, biliyorsunuz sevgili Bill ile aram pek iyidir, koskoca ABD ordusu imdadıma yetişti ve Sudan'ı bombaladı, yetmedi Afganistan'ı da bombaladı. Yani gündemi değiştirdi ve kulunuzu (geçici olarak) kurtardı.

Alaattin Çakıcı'nın tutuklanması sonrasında olay yerinde bulunmadığıma pek hayıflanıyorum. Ama asıl ilginç gelişmeler, eylül ayında yaşanacak. Çakıcı, Türkiye'ye iade edilecek mi sorusu, kafa kurcalıyor. Oysa, eğer iade edilirse, Türkiye'de 'ne kadar' yargılanabilecek, diye sorgulamak daha ilginç. Çünkü Çakıcı demek, Özal ailesi başta olmak üzere pek şanlı şöhretli ve şimdilik 'dokunulmaz' gibi görünen kişilerin göbek bağı demek. Bana öyle geliyor ki, Fransa Çakıcı'yı iade etmezse, aslında pek bir rahatlayacak Türkiye. "Bak biz tutukladık, ancak kâfir Fransa vermiyor, dolayısıyla mafya ilişkilerini aydınlatamıyoruz. Zaten bu Fransa böyledir, Ermeni soykırımı yasasını da çıkarmışlardı," denilip top out'a atılacak yeniden. Fakat bu arada artık kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçek de ortaya çıktı: Genelinde Fransız Riviera'sı, özelinde Nice kenti bizim mafyaya yataklık ediyor. Ne kadar ulusal hırsızımız ve çapulcumuz varsa, hepsinin Nice'de villaları, evleri, hatta işyerleri, yatırımları var.

Oysa...

1960'lı yıllarda, İtalyan mafyası ABD'nin yanı sıra tıpkı şimdi bizimkilerin yaptığı gibi Fransa'nın güneyine yerleşmişti. Marsilya ve Nice kentlerini inanılmaz ölçüde ele geçirmişler, altyapılarını kurmuşlardı. Tıpkı bizimkiler gibi, başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa ile bağlantıları vardı, pek çok işyeri ve mükemmel bir kara para aklama tezgâhı açmışlardı. Üstelik, Fransız polisine de sızmayı başarmışlar, haraç, rüşvet kol geziyordu. Resmi yetki odaklarının, satın alınan ve alınamayan elemanları arasında kanlı hesaplaşmalara yol açan İtalyan mafyasının egemenliği 70'li yılların ortalarına kadar sürdü. Sonra bir gece, Marsilya ve Nice kentlerinde aynı anda bütün 'baba'ların öldürüldüğü duyuldu. Resmi açıklamada, 'mafya hesaplaşması' deniliyordu. Ertesi gün, yolsuzlardan arındırılan ve hatta özel olarak Paris'ten gönderilen müfettişler tarafından yönetilen kapsamlı bir polis operasyonunda tüm bölge, mafyacılardan temizleniverdi... Fransa demokratik bir ülkedir. Ama demokratik memokratik, ne hikmetse, o ilk gece, o mafya babalarını, aynı anda kimlerin temizlediği öğrenilemedi.

İlginç bir ayrıntı daha var: Fransız yasalarına göre, cürüm yoluyla kazanılmış ve mağduru belli olmayan para meblağları ile gayrımenkullere, devlet el koyar.

Benden söylemesi. Bizim cani ve çapulcuların, ABD'yi bilmem ama, Fransa'yı mesken tutarken, iki kez düşünmelerinde yarar var. Ve İsviçre dahil, 'onların sefa sürmek istedikleri dünya' bu anlamda giderek küçülüyor gibi!