Haydutlar ve çantaları
Radikal · 23 Ağustos 1998
Çocukluğum uzaklaştıkça anılarım birbirine karışıyor, bir sözün, bir yolun, bir sokağın imgesini tam olarak nerede yaşadığımı hatırlamıyorum. Aklımda 'Çantacılar Çarşısı' diye bir yer kalmış, ama ömrümün ilk 10 yılını geçirdiğim Ankara'da mıydı, yoksa İstanbul'da mı, çıkartamıyorum. Neredeyse, bu Çantacılar Çarşısı'ndaki tüm dükkanlar ya çanta, ya da ayakkabı satarlardı. Ablam elimden tutar götürürdü, saatlerce ve huşuyla vitrinlerdeki modelleri seyrederdik. Hiçbir şey almazdık, ya da alamazdık. Ama yine de severdik bakmayı ve ablam bana, zevk denilen görgü eğitimini modeller hakkında ileri sürdüğü yargılarla verirdi. Çantacılar Çarşısı'nın vitrinleri, o yıllarda ithal mallarıyla dolu değildi. Louis Vuitton adındaki kurnaz Fransız'ın plastikten imal edip, üstlerine salt kendi markası LV'yi bastı diye deri fiyatının yüz katına sattığı çantalar ve bavullarla tanışmam için, uzun yıllar gerekti. Çünkü Louis Vuitton marka çantalar, önce sahteleriyle girdiler Türkiye'ye. Bir zamanlar Osmanbey mağazalarında ekmek peynir gibi satıldılar ve kapıcı karılarından maganda metreslerine, ayağa düştü LV. Derken firma, sahip çıktı imzasına ve sahteciler cezalandırılıp, hakikiyapay deriden olanları satılmaya başladı. Kapıcı karıları artık Louis Vuitton alamıyor. Ancak... Bakıyorum yine maganda metreslerinin kollarından düşmüyor LV. Bilmem dikkatinizi çekti mi, gangster Kürşat Yılmaz'ın hasretine dayanamayıp yanına çağırdığı metresin elinde bir Louis Vuitton, Alaattin Çakıcı'nın metresi Aslı Ural'ın elinde üç LV vardı. Sanki haydut metresleri, sözleşmiş gibi genelinde aynı markaları, özelinde Louis Vuitton çantaları kullanıyorlar. Mafyacı karıları arasında öyle yaygın bir moda ki bu, adeta 'Çantayı izle suçluyu bul!' oyunu oynuyoruz. LV markası elbette suçsuz, her LV kullanan da hırsız ya da cani değil. Ancak ben Louis Vuitton'un yerinde olsam, artık çanta satın almak isteyen müşterilerden temiz hal kâğıdı isterdim. Hoş, öteki LV müşterileri, Semra Özallar falan 'temiz hal kâğıdı' yaptırmakta zorlanmazlar, ama yine de caydırıcı olabilir bu önlem. Çünkü en azından benim kafamda artık, Louis Vuitton ile cürüm arasında reklamsı bir ilişki var. Gereksiz işler memuresiyim ya, oturup düşünmeye başladım: Acaba neden bu marka, mafyacıların alameti farikası olup çıktı?
Düşündüm, düşündüm ve sonunda buldum. Sevgili Atilla Dorsay'ın çok beğendiğim '100 Yönetmen, 100 Film' yapıtı elimin altında olsaydı, daha kesin bilgiler verebilirdim. Ama aklımda kalanıyla anlatmaya çalışacağım. Fransız yönetmen Jean Pierre Melville'in özgün adıyla 'Cercle Rouge' diye olağanüstü bir soygun filmi vardır. Filmde, Alain Delon'un yanında keskin nişancı olarak yer alan Yves Montand, Louis Vuitton bavul ve çanta kullanır. Sahneyi hiç unutamam: Montand, çıplak sayılacak odasında uyumakta, daha doğrusu ağır alkolik olduğu için 'delirium tremens' sanrılarıyla boğuşmaktadır. Telefon çalar, Yves Montand uyanır ve odayı görürüz. Ortasında, gardrop işlevini üstlenen bir Louis Vuitton bavul, yanında da irili ufaklı başka LV çantalar vardır.
Ünlü marka, işte o gün bugündür, yalnız servetin değil, soyguncuların da simgesi olup çıktı galiba. Ama bakıyorum da, o unutulmaz filmin haydutları, şimdi bizim boğuştuklarımızdan çok daha dürüst ve sevimliymişler. Politikacılarla işbirliği içinde olmayacak kadar güçsüz, mücevherci soyacak kadar saf ve kendi işlerini kendileri görecek kadar cesurlarmış. Bizi bugün soyup soğana çeviren resmi haydutlara göre ne kadar masumlarmış!