Hak, hukuk ve devlet
Radikal · 2 Eylül 1998
Biliyorsunuz, iktidarda olan politikacılara, devlet adamı denir. Yani aslında, devlet diye müseccel bir kişi ya da kişiler yoktur, 'kurum' dediğimiz tüzel bir kişiliği vardır devletin ve özellikle demokrasi ile yönetilen ülkelerde, geçici sürelerle geçici kişiler tarafından temsil edilir. Türkiye'de, nedense bir türlü geçip gitmek bilmeyen aynı kişiler tarafından, dönüp dönüp aynı koltuğa oturarak geçici olması gereken süreçleri iyice 'kalıcı' hale getirilen devlet hakkında en çok edilen laf: 'Türkiye bir hukuk devletidir!'
Nedense ABD, İngiltere, Fransa, Almanya vb. gibi ülkelerin devlet adamlarının hiç ağızlarına almadıkları bu söz, bizimkilerin dilinden düşmez. Kendileri, 'Türkiye bir hukuk devletidir!' derken, gerçekten ağızlarından çıkana inanıyorlar mı, bilmiyorum. Belki de, bir şeyi kırk kez söylersen olur, inancından yola çıkarak, olmayanı oldurmak niyetiyle konuşuyorlar. Gerçekten hukuk devleti olan devletlerin, 'Biz hukuk devletiyiz!' diye tutturmaları tabii ki gereksiz. 'Türkiye hukuk devletidir!' demek, bu durumdan duyulan köklü kuşku ve derin kaygıyı içeriyor aslında.
Oysa Türkiye, gerçekten bir hukuk devleti. Ama hangi hukuk?
Gaziantep'te, 10 Ağustos 1997 tarihinde bir baklavacıdan baklava ve antepfıstığı çalıp yiyen çocuklara, hukuk devleti Türkiye mahkemeleri tarafından verilen inanılmaz hapis cezaları, Yargıtay tarafından onaylanmış. 18 yaşından küçük olmalarına karşı, yaşayabilmek ve ekmek parası kazanmak için güçlerinin çok ötesinde çalışmaya bu ülkenin koşulları tarafından ve doğuştan mahkûm edilen bu çocuklar, şimdi hapislerde çürümeye de mahkûm edildiler.
Ne kendileri hakkında dokuzar yıl hapis cezasını veren, ne de dünyanın hiçbir yerinde örneği bulunmayan bu orantısız cezaları onayan Yargıtay üyelerine sözüm yok. Çünkü onlar, var olan hukuk kurallarını uyguladılar.
Türkiye'nin hukuku, Engin Civan'ların, Selim Edes'lerin milyarlarca liralık hırsızlık borçlarını ödeyip ellerini kollarını sallayarak dolaşmalarına; Gaziantep'te üç kilo baklava çalanların ya da İzmir'de duvarlara 'Temiz Türkiye' yazan liseli gençlerin, bir hafta süreyle sorgulanıp 15 yıla kadar hapis yatmalarına dönük yurttaşlık haklarını saptayan ve savunan bir hukuktur.
Yalnız, Türkiye bir ucundan ötekisine, hapse atılamayanlar tarafından soyulurken, baklava çalan ve duvara yazı yazan çocuklara bu hapis cezalarını veren ve onayan hâkimlerin nasıl rahat uyuduklarını, nasıl bir vicdan taşıdıklarını merak ediyorum. Ve diyorum ki, böyle bir hukukun bile hiç mi 'insani' bir mantığı ve yorumu yoktur? Yargıçlar, yalnızca mahkûmiyetin mi doğruluğunu saptamak için vardırlar ve hiç mi yoktur, görece bir masumiyeti savunmak, öne çıkarmak olanağı bu yasalarda?
İstanbul'da bir cesur avukat, BAŞAR YALTI; politikada yaşadığımız tıkanıklığa, yozlaşmaya, yetersizliğe ve niteliksizliğe karşı bir sivil toplum hareketi başlattı, arkadaşlarıyla. 'ÇareSİZ' adını taşıyan hareket, Türkiye'de olup bitenler karşısında çaresiz kalan dürüst yurttaşları örgütlemeyi ve ülkenin yönetimine ağırlıklarını koymayı amaçlıyor. Çaresizlik çekenlere, 'çare sizsiniz' diyerek, bir şeyler yapabilmenin, tepki verebilmenin yolunu gösteriyor. Hukuk adamlarının arasında başlayan bu hareketi, minnetle karşılıyor ve destekliyorum. Ve kendilerinden bir dileğim var: öncelikle ele alacakları konu, lütfen Türkiye'deki hukuk ölçülerinin değiştirilmesi yönünde olsun. Çünkü hukukun adil olmadığı yerde, hak savunulamaz.