Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Telgrafın telleri

Radikal · 4 Eylül 1998

Bugün size, bir 'gazetecilik' öyküsü anlatacağım. Hatta, Alaattin Çakıcı'nın Fransa serüveni uzarsa, ki öyle görünüyor, Türk basınından aldığım ilhamla, konuyla ilgili roman bile yazabilmeyi umuyorum. Bu hafta başında, yazılı ve görsel Türk basın muhabirleri Nice'i ablukaya aldı. Alaattin Çakıcı'nın Belçika polisi tarafından sorgulanmasını bekliyorduk. Rekabet şaşırtmacalarını bir yana bırakırsak, takım olarak kuş uçurtmuyorduk doğrusu. Biz buraları, bunca denetim altına almışken, bomba 'haber' Fransa yerine Türkiye'de patladı. Bir büyük gazete, Fransa'daki muhabirler Nice Hapishanesi önünde ağaç olup çiçek açmaya hazırlanırken, beklenen Belçika polisinin, "27 Ağustos saat 11.30'da Belçika Polis Teşkilatı Ağır Suç Masası müfettişlerinden Mr..." tarafından, iki başka Mr... huzurunda, Mr. Alaattin Çakıcı'nın sorgulandığını ileri sürmekle kalmıyor, tam sayfa sorgu metnini yayımlıyordu. Metin öylesine inandırıcıydı ki, ertesi gün hemen tüm gazeteler yayımladılar. Biz neye uğradığımızı şaşırmıştık. Nasıl olup da atlamıştık, Belçika polisinin gelip gidişini? Sorgu metninin çıktığı gün, Nice Cumhuriyet Savcısı'nın makamına başıbozuk düzeninde hücum ettik. Didier Durand adlı adamcağız, savcı olup olacağına ve Fransız polisi Çakıcı'yı yakaladığına bin pişman edildi. Gerek savcı, gerekse polis yemin billah, Belçika polisinin Çakıcı'yı henüz sorgulamadığını, Nice beldesine ayak bile basmadığını söylüyordu. Önce inanır gibi olduk, ancak Belçika'dan hem de Anadolu Ajansı'nın verdiği bir haber, Belçikalı bir yetkilinin ağzından, "Evet, Çakıcı'yı sorguladık!" diyor, yani Fransızları yalanlıyordu. Yine Nice Savcısı'nı bastık. Ama bu arada adam kendini toplamış ve biz Türkler hakkında kararını vermişti: "Türk basınıyla artık konuşmuyorum!" deyip, kapıları ve telefonları yüzümüze kapatıyordu.

Yirmi dört saat geçmeden, Türk gazetelerinde yer alan sorgunun tümüyle düzmece, Belçika kaynaklı A.A. doğrulamasının da 'yalan' olduğu anlaşıldı. Birileri, Avrupa'da hırsızıyla, haydutuyla yeterince rezil olmayan Türkiye'nin basınını da 'rüsvay' etmişti. Gerçek Belçika polisi, beklediğimiz tarihte gelip Çakıcı'nın 'gerçek' sorgulamasını yaptıktan sonra oturup düşündüm. Bu birileri, tıpkı Şemdin Sakık sorgu metinlerinin yayımlanması olayındaki gibi, basına sızdırdıkları sahte sorgu metni yoluyla; Nice Hapishanesi'nde Türk gazetelerini kıraat ettiğini düşündükleri Çakıcı'ya mesaj veriyorlar ve, 'Bak, Belçikalı polisler gerçekten geldiklerinde sana şunu, şunu soracaklar, böyle böyle yanıtla!' diyorlardı. Zamanlama harikaydı. Sahte metin, pazar günü yayımlanmıştı. Çakıcı'nın gerçek sorgusu ise salı günü başlıyordu.

Düzmece metni iyice inceledim. Çakıcı'ya verilmek istenen en önemli mesajın, 'Sıkı dur, konuşma, seni kabul edecek bir ülke arıyoruz, kurtaracağız!' olduğuna hükmettim.

Ancak... Telgraf tellerine kuşlar konmuş, parazit yapıyor. Elin hapishanesi bizimki gibi değil. Alaattin Çakıcı, yalnızca yerel Nice Matin gazetesiyle yetiniyor. Fransızca bilmediği için de sayfaları karıştırıp, kendisinin fotoğrafını ve sorgu haberini arıyordur herhalde. Görüştürüldüğü tek kişi, Fransız avukat Chambonnaud. Onun da müvekkiline Türk gazetesi götürmesi yasak.

Kendimi Hercule Poirot sanmaya başladım, ama eklemeden geçemeyeceğim: Türkiye ile teması kesilen Çakıcı'nın gerek Fransız, gerekse Belçika polisine bülbül gibi öttüğüne kimsenin kuşkusu olmasın. İtirafları Türkiye'ye ulaşır mı, bilemem. Ama Türkiye'de bazılarının bildiklerini, artık Fransa ve Belçika çok iyi biliyor. Birilerinin haberi olsun...