Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Prostatlı devlet

Radikal · 5 Eylül 1998

O yalnız Fransızlara özgü 'görmüş geçirmiş, yaşamış bitirmiş' bilgiçliği, muhteşem bıkkınlığı, ezici ukalalığı yüz hatlarında ve kılçıklı sesinde taşıyan Louis Jouvet, sinema tarihinin ve yönetmen Marcel Carne'nin 'fetiş' oyuncularından biriydi. Yaşlandığında, prostat ameliyatı olması gerekti, oldu. Nekahat dönemini, müdavimi olduğu barda geçiriyordu tabii. Barın genç ve kekeme garsonu, ünlü aktörün ameliyat olduğunu duymuştu. Bir sabah, ağzından düşmeyen sigarasını tüttürerek gazetesini okuyan Louis Jouvet'ye yaklaşıp sordu: "Mö..mö..mösyö Jou...jou...vet, pr..pro..ssss...tat na...na..nasıl bi şi?"

Louis Jouvet, gözünü gazeteden ayırmadan yanıtladı:

"Senin konuştuğun gibi işemeye, prostat diyorlar yavrum!"

Aslında prostat, Yunanca 'prostates', yani 'önde duran' anlamına gelen bir bez. Bu bezin hastalığına 'prostat olmak' diyoruz halk arasında. Prostat bezine kafayı takmamın nedeni, yakın bir geçmişe kadar yalnızca erkeklerde var olduğunu sandığım prostat bezine bazen kadınlarda da rastlanması. Güzeller güzeli ve dişiliği su götürmeyen bir arkadaşım ameliyatını geçirdi, hepimiz yerlere düştük. Başta kendisi, hem çektiği acılara üzüldük, hem de gülmeden

edemedik. O gün bugündür, prostatın yalnızca insanlara değil, toplumlara ve devletlere de musallat olduğu görüşüne vardım.

Örneğin devlet yönetiminde, birinin katil diye tutmaya çalıştığını, diğerinin kırmızı pasaportla salıverip kaçırması prostat tutukluğu değil midir? Gençliği şeriatçıların beyin yıkamasından kurtarmak için sekiz yıllık laik eğitim yasasını çıkarıp, ardından kara çarşaflı öğretmenleri laik eğitimci diye atamak prostat sayılmaz mı? Ya dünya ve bize çok yakın

olan Rusya dev bir krize girmişken, Türkiye çok dikkatli ve istikrarlı bir ekonomi politikası izlemek zorundayken; her türlü önlemi askıya alacak, ekonomiyi kekemeleştirecek bir genel seçim, prostat bozukluğu değil de nedir?

Biz Türkiye olarak, tıkanıklık ve tutukluk yapan prostatlara alıştık yıllardır. Basit prostata idmanlı sayılırız. Ancak komşumuz Rusya, komünist prostatını kapitalist bir prostatla değiştirdiği başarısız ameliyattan kanser olup çıktı. Ameliyatı gerçekleştiren operatör ekibini çok yakından tanıyoruz: IMF. Bizi de zaman zaman kesip biçmişti. Allah'tan ve iyi ki, son kez masaya yatırmak istediğinde, önerdiği

ağır ameliyatı reddettik. Jacques Sapir adlı Fransız profesörün, 'IMF Rusya'dan çekilmelidir!' adlı makalesini okuduğumdan beri, bu cerrah ekibine zaten güvenmiyordum, iyice sıtkım sıyrıldı. Asya krizinde uğradığı başarısızlığa rağmen, değişmeyen ve 'liberal dogmatizm' diye adlandırdığımız yanlış politikasını Rusya'ya uygulamakta ısrar eden IMF'nin, 'şeytani bir plan' dahilinde hareket ettiğini ileri sürüyor, Jacques Sapir. Ve Rusya'nın derhal bazı kurumlarını devletleştirmesi gerektiğini, bunun komünizmle ilgisi olmadığını ve Fransa, Almanya gibi ülkelerin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dirilişlerini böyle bir politikayla gerçekleştirdiklerini belirtiyor. Üstünde durduğu en önemli nokta ise, 'enflasyonla mücadele'nin derhal ikinci plana atılması ve iç pazara yönelik kurumların güçlendirilmeye çalışılması.

Rusya'nın prostat kanseri, bulaşıcı. Gelişmeleri çok iyi izlememiz ve 'Devletin olmadığı yerde pazar yoktur,' gerçeğini unutmamamız gerekiyor.