Vicdanımın sesleri
Radikal · 7 Eylül 1998
Paris'e rücu edince bizim Prof. Nimbus'un ilk yaptığı iş, bilgisayarını açmak oldu tabii. Başıma gelecekleri bildiğim için, özel olarak yumuşatılmış, karşı durulmaz bir rica tınısıyla titreyen, en tatlı sesimle sordum: "Acaba, benim mesajları da..." İyiliği üstündeydi bizimkinin, Internet'e bağlanıp posta kutumuzu açtı, ancak açmasıyla kapatması bir oldu.
İki ayda damlaya damlaya göl olan mesajlar selinde boğulmaktan son anda kurtardık evi. Son bir yıldır, en hayran olup saygı duyduğum meslektaşlarım, Internet yoluyla aldıkları mektuplara, bilgisayarın karşısına geçip tek tek yanıt verebilen yazarlar. Bendeniz, daha Internet adresimi verir vermez, böyle bir başarıyı gösteremeyeceğimi anladım ve bir yazımda, mesaj gönderen tüm okurlarımdan özür dileyerek hepsine gönül selamımı ilettim, bireysel yanıt vermemin olanaksızlığını belirttim. Ancak arada, Radikal gazetesine yeni katılan okurlar var ve Prof. Gökçe Nimbus'un denetimindeki interposta kutusu, 'Niye bana yanıt vermiyorsunuz? Beni hiç mi merak etmiyorsunuz? Ayıp, ayıp, bir yazarın görevi...' falan diye başlayan azarlar, serzenişler, kırık kalpler ve gücenikliklerle yüklü.
Öylesine güzel ve akıllısınız ki, sevgili okurlarım, sesleriniz artık vicdanımın sesi benim. Doğru eleştirilerinize, yerinde görüşlerinize, yüzümü kızartan övgülerinize teşekkür edememenin azabı içinde kıvranır oldum. Hele yıllar önce, ustamız Hasan Pulur'a bir mektup yazıp yayımlamadı diye en sevdiği yazarı
okumamaya başlayan babamı düşündükçe, duyduğum azap bir korkuya dönüşüyor. 'Acaba yanıt vermedim diye kızanlar, beni de izlemeyi bırakırlar mı?' kuşkusuyla kıvranıyorum. Şimdi de var mı bilmiyorum, biz öğrenciyken radyolarda istek programları yayımlanırdı. 'Şimdi Kadıköy'den feşmekânın istediği parçaya geçiyoruz...' diye. Kulunuz, sanırım istediğiniz parçaları haftada beş gün çalıyor. Vicdanımın sesini susturmak ve sizin sesinizi duyduğumu belirtmek için bugün, iki aydan beri interposta kutuma düşen 'güzel' mesajların sahiplerini yayımlıyorum. Aranızda, yazın kaptığım 'turista' mikrobu nedeniyle geçmiş olsun diyenlere şükranlarımı sunarım. Merak etmeyin iyi, hatta bomba gibiyim. Evlenme teklif edenlere gelince, çok duygulandığımı, ancak temelinde çok utangaç ve tutucu olduğum için birden fazla eş düşünmediğimi belirtmek isterim.
Okurlarım Suayip Güven, Ayşegül, Serpil Baygören, Serra Ciliv, Philippe Schmerka, Muzaffer Kaya, Mehmet Zeyrek, Dilek Kurt, arkadaşım Gürsel Göncü, Yalçın Sanalan, Vedat Molinas, Tamer Demirkol, Faruk Erdurcan, Şamil Işık, Sühendan, Faruk Erdurcan, Mustafa, Tunceli'den Mustafa, Kürşat Akın, Korhan Pehlivanoğlu, Haluk Hulki Akman, Emel Bilal, Coşkun Pınar, Cemalettin Vatansever, Beyza Çağlar, Balaban, Atilla Tormus, İsmail Aydemir, Refet Saban, Kemal Taylan Yücer, Yasemin Çağlar, Durmuş Tatlılıoğlu, Yusuf Özkan, Zeynep Gümüşyazıcı, Yüksel Orgun, Mustafa Mustafaoğlu, Mesut Seyhanlı, Mehmet Saydam, Ali Yaman, Nalan ve Ali Naci Ülkü, Mehmet Doğan Sarıca, Ömer Yazgan, Hülya İnci, İpek Özenç adlı dostlarıma, özel olarak teşekkür ediyorum. Adı geçen ya da yersizlik nedeniyle geçemeyen seçkin okur mesajları kâğıda basılıp, 'moral' olsun diye başucumda birikiyor, hiç kuşkunuz olmasın. Radikal gazetesinin gerek adres, gerekse faks numaralarına gönderilen tüm mektuplarınız da elime ulaşıyor.
Sevginizle yeşeriyorum. Sesinize muhtacım.