Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Türbanlı yalan

Radikal · 11 Eylül 1998

Değişen dünyadan doğrular kadar yalanlar da etkilendi. Eski yalanların bir ağırlığı vardı, çünkü doğrular da hafif çekmezlerdi. Üstelik sayıları azdı, dolayısıyla hemen anlardık neyin doğru, neyin yalan olduğunu. Doğruların çokluğunda göze batarlardı, çaplarına göre adlar takardık yalanlara. Büyük, küçük ve zararsız yalanlar vardı. Babalarına: 'Kuyruklu yalan!' derdik. Politikacıların fraklarına, zarif kadın tuvaletlerine pek uygun düşerdi yalanların kuyruklusu. Kılık kıyafet yasası rafa kalktığından bu yana, yeni yeni yalanlar türedi. Ve kuyruklu yalanın artık zorlu bir rakibi var: Türbanlı yalan.

Hafta başında, Fazilet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, 'kırkından sonra...' demesinler diye 33 yaşında Arapça öğrenmek ateşiyle kıvranmaya başlayan eşi Hayrünisa Hanım, soluğu Ankara Üniversitesi'nde aldı. Dini bütün bir Müslüman olarak bunca yıl Kuran'ı Arapça okumuştu, artık ne okuduğunu bilmek istiyordu. Bu da bir şeydi. Anlamadan okuduğunu bir 33 yıl daha uygulasaydı daha mı iyi olurdu? Oysa Hayrünisa Hanım'ı okula kaydetmediler, çünkü kayıt için gerekli kimlik fotoğrafında başı açık değildi, türbanı vardı. Zaten Abdullah Gül, noterler ve gazeteciler de kayıt edilmemesinin kaydını tutmak için gelmişlerdi. Kayıt edilmediği kayda geçince, okuduğu Arapçayı anlamamakta devam zorunda kalan Hayrünisa Hanım gözlerinin yaşını ipekli türbanına sildi, eşi Abdullah Bey ise: "Moskova'da ya da ABD'de olsaydı bu böyle olmazdı," dedi, yani kâfir ülkelerinde bile Hayrünisa Hanım'ın başı bağlı olarak kaydedileceğini belirtti.

Oysa Fransa'da geçen yıl, yabancı basın kartımı yenilemek için başvurduğum yetkililer, şıklık olsun diye alnı ile saçı arasına bir bant takmış olan bendenizin fotoğrafını kabul etmediler. Ama bir örnekle yetinmek istemiyordum, dün kimlik ve kayıt fotoğraflarıyla ilgili resmi talimatı inceledim. Fransa İçişleri ve Yurtiçi Düzenlemeler Bakanlığı'nın NF2 12.010 Numara ve Mayıs 1990 tarihli resmi talimatı devletin tüm dairelerinde asılıdır ve okul kaydı, okul kimliği, nüfus kâğıdı, pasaport, ehliyet, ikametgâh gibi tüm belgelerde istenen kimlik fotoğraflarının nasıl olması gerektiğini beş maddeyle sıralar. Sonuncu madde, 'Baş açık ve yüz öne dönük olmalıdır' biçimindedir. Talimat, fotoğrafın fon rengini, saçın bitimiyle fotoğraf kenarı arasındaki mesafeyi bile belirler. On adet örnek fotoğraf ile de, hangi baskıların kabul, hangilerinin ret olacağını gösterir. Dolayısıyla Fransa'da ve Fransa'nın üyesi bulunduğu tüm AB'de, ister Müslüman olsun, ister Hindu ya da köktendinci Musevi, hiç kimse türbanlı, sarıklı, şapkalı ya da takkeli fotoğraflarla resmi kayıt yaptıramaz, herhangi bir kimlik belgesi alamaz.

Yalnız merak ediyorum: Acaba Türkiye'de kimlik fotoğrafları için böyle bir talimat var mı? Yoksa üniversite kayıtları için başı açık fotoğraf isteyip, nüfus kâğıtlarına ve pasaportlara takkeli, şapkalı ya da türbanlı basıyor muyuz? Yani bir öyle, bir böyle, fotoğraf konusunda da mı prostatlıyız?

Şimdi Hayrünisa Hanım, türban hakkını Danıştay'da arayacakmış. Danıştay'ı bilemem, ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gittiği takdirde kaybedeceği kesin. Peki gerek Danıştay, gerekse Strasbourg mahkemelerinde kaybederse davayı, Hayrünisa Hanım 'Demek ki haksızmışım,' diyerek karara uyacak ve başını açacak mı? Mahkemeler kendilerini haklı bulduğunda kul yasalarına inanıyorlar, haksız bulduğunda Allah'a sığınıyorlar da...