Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Uzun havanın kısası

Radikal · 18 Eylül 1998

Yer Liege, Belçika. 1997 yılının 24 Aralık'ı 25'e bağlayan gecesi, tüm ülkede in cin top oynamaktadır. Yerli halk, yani Belçikalılar, imanlısı imansızı, ailecek Noel'i kutlamak üzere evlerine çekilmiştir. Oysa Liege kentinde, bir de yabancı halk vardır: Türkler. O gece iki kişi, Saint Paul meydanı ile aynı adı taşıyan sapağın köşesinde, tam olarak Leopold Liege Sokağı no.12 adresinin önünde, sabaha karşı hararetle tartışmaktadır. İki el silah patlar. Türklerden biri yere düşer. Ölmüştür. Çünkü 9 milimetrelik Parabellum'dan çıkan kurşunlardan birini enseye yemiştir, diğerini sağ yanağına. Adı, Osman Nuri Van'dır. Belçika'da sicili temizdir. Ancak polis tarafından uzun süredir ve düzenli aralıklarla izlenmektedir. Hiçbir işte çalışmamasına, sosyal sigorta kaydı, yani herhangi bir geliri olmamasına karşı; harcadığı büyük paralar, son model Mercedes'i ve...Türkiye'ye sık sık gidiş gelişleriyle dikkati çekmiştir. Doğru ya da yanlış, Belçika polisi Osman Nuri Van'ı, MİT ajanı olarak tanımaktadır. Öte yandan, uyuşturucu kaçakçılığı yaptığına değgin de güçlü kuşkuları vardır. Kendisini izlerken, son derece temkinli, geceleri dışarı çıkmayan, hele hele öldürüldüğü semte hiç ayak basmayan bir adam olduğunu öğrenmişlerdir. O sabaha karşı, dışarı çıkması için önemli bir neden ve çok yakından tanıdığı biriyle görüşmesi gerektiğini düşünmektedirler.

Fransa'nın Nice kentinde Alaattin Çakıcı'yı 20 saat sorguya çeken üç kişilik Liege Cinayet Masası ve siyasi polis müfettişleri ekibinin başındaki sorgu yargıcı Bayan Mireille Julemont, Çakıcı'ya maktül Osman Nuri Van ile ilişkisini sorar. Bir de, yine Belçika'da, Charleroi kentinde öldürülen bir başka Türk'ü. Adını (henüz) bilmediğimiz bu Türk de MİT ajanıdır, Belçika polisine göre.

Acaba Yargıç Julemont, MİT'in, uyuşturucuya karışan MİT'çileri temizlemekle Alaattin Çakıcı'yı mı görevlendirdiğini düşünmektedir?

Yer Fransa, 1998 Ağustos ayı. Alaattin Çakıcı, koruması Muradi Güler eşliğinde, Nice kentinde, tam olarak lüks otellerin inci gibi dizildiği kıyı şeridinde sabah koşusunu yapmaktadır. Nice'in kıyı şeridi, nedense 'İngilizler Gezisi' adını, Alaattin Çakıcı ise kısa bir şort ve pahalı spor pabuçları taşımakta, sağlığına meraklı bir insan olarak formunu korumaktadır. Aynı anda Türkiye'de de harıl harıl ve kırmızı bültenle aranmaktadır. Çakıcı koşarken, İngilizler Gezisi'nde siyah bir araba belirir ve kendisiyle korumasını izlemeye başlar. Muradi Güler, durumu çakmıştır. 7.65'lik tabancasına sarılır. Tabancayı gören siyah arabadakiler, vınlayıp gider. Ancak bizimkiler işkillenmiştir. Soluk soluğa otele dönerler. Çakıcı, kendisini izleyenlerin PKK'lı olduğundan emindir. Oysa durumun zemini, memin değildir. Ertesi gün tutuklanır. Çakıcı'nın İngilizler Gezisi'ndeki koşusu, Nice Hapishanesi'nde noktalanır.

Yer İstanbul, Maltepe Hapishanesi. Yıl 1982. Barış davasından tutuklu (ve sonradan beraat eden) emekli Büyükelçi Mahmut Dikerdem, gazeteci yazar Ali Sirmen ve Hüseyin Baş, hapisanenin avlusunda volta atmaktadırlar. Hüseyin Baş, hapiste bile şık Mahmut Dikerdem'in 'asorti' ceket ve kasketine bakarak: "İngilizler Gezisi'nde (Promenade des Anglais) piyasa yapıyoruz, galiba!" der. Nüktedanlığını Fransızcada da yitirmeyen Ali Sirmen dayanamaz: "Ekselans, bizim piyasaya .ikilmişler Gezisi (Promenade des Encules) derler!"

Burası Nice'tir, yolu İngiliz'dir, giden gelmiyor, tamam. Ya Türkiye'nin halleri, acep ne iştir dersiniz?