Dolce Vita
Radikal · 21 Eylül 1998
Nice kentinin ay çöreği gibi yayıldığı deniz kıyısına, 'Melekler Körfezi' deniyor. Melekler çok etli butlu olduklarından mıdır nedir, herhalde sahili
oluşturan çakıltaşları onların orasına burasına batmıyordu. Çünkü Nice kıyılarında kumsal yok, çakıltaşları var. Sahilin yarısı paralı özel plaj, diğer yarısı bedava ve belediyenin bakımında. O belediye nasıl yapıyor bilmiyorum ama, uçsuz bucaksız halk plajındaki trilyonlarca çakıltaşının arasında tek bir çöp, tek bir sigara izmariti yok. Canım sigara içmek istiyor. Ama külü nereye silkeceğim, izmariti nereye atacağım, içime dert. Sağda solda, sigara
içen birini arıyor gözlerim, bulsam nasıl yaptığına bakıp taklit edeceğim. İlaç için tek bir sigara içen yok! Herkes güneşin altına sereserpe yayılmış... kitap okuyor. Çaresizliğin verdiği cesaretle yakıyorum sigaramı. Oh, iyi. Kimse kötü kötü bakmadı. Külünü oraya buraya silkip, izmariti güzelce taşların altına gizliyorum. Bu manyak Fransızlar denizi de mi temizliyorlar nedir, yosun da yok! Masmavi, hem de turkuvaz mavisi sular, uslu dalgalar sahili yalıyor, güneş tatlı tatlı yakıyor, çok fazla yakmasın diye de tatlı bir meltem atamışlar turistlerin hizmetine; yahu bu Nice kenti, bir yeryüzü cenneti! Yalnız, hiçbir yerden tıs dam, tıs dam ya da şinanay şinanay bir müzik sesi yükselmiyor. Şimdi bu bedava plaj bizde olsaydı, çakıltaşı makıltaşı, öbek öbek sıvanmış pantolon, ıslak şalvar, gazeteyle yellenen ızgara, naylon torbada nevale dolmaz mıydı? Tencerelerden dolma, torbalardan köfte, teyplerden İbrahim Tatlıses çıkmaz mıydı? Çocuklar toplara, toplar kafalara vurmaz mıydı? Gün bitiminde sahil, çakıltaşından çok karpuz ve ayçiçeği çekirdeği, sigara izmariti dolmaz mıydı?
Acaba bu plajda uslu uslu, temiz pak oturan, yemek yemeyen, hiçbir yeri kirletmeyen Fransızlar, İngilizler, Almanlar ve hatta Ruslar, doğuştan mı böyleler, yoksa sonradan mı oldular?
Son günlerde Alaattin Çakıcı efendiyi, nasıl seviyorum, nasıl seviyorum, anlatamam! Her sabah gözümü açtığımda; 'Allah senden razı olsun!' diye telepatik bir mesaj gönderiyorum kendisine, sonra doğruca bizim Gisele'in kahvesinde alıyorum soluğu. Ballı reçelli kızarmış ekmek, rafadan yumurta ve nefis bir İngiliz çayından sonra, doğru hapishane. Alaattin Çakıcı yerinde duruyor mu diye güzelce bakıyorum, kaçmadığına emin olunca, 'Allah seni buradan eksik etmesin!' diye bir mesaj daha çakıp, Adliye sarayında alıyorum soluğu. İçini güzelce kolaçan ve çevresini huşuyla tavaf ettikten ve Çakıcı'ya ilişkin yeni bir gelişme olmadığına kanaat getirdikten sonra, görevini yapmış insanların iç rahatlığıyla, atıyorum kendimi Nice sahilinin çakıltaşlarına. Bu arada ve Çakıcı sayesinde, dünya gözüyle silikonlu göğüs nasıl olurmuş, gördüm. Çünkü Nice kıyılarına serilen göğüslerin çoğu çıplak, yarısı da silikonlu. Doğal memeleri, yatınca iki yana yayılmalarından, silikonluları ise kazık gibi ayakta kalmalarından anlıyorsunuz. Hatunun kalçası ayrı, butları ayrı, kaymak tutmuş muhallebi gibi yayılıyor havluya, iki memesi Viagra banyosundan çıkmışçasına gergin ve dik!
Velhasılı görgüm epeyce arttı. Öylesine minnettarım ki Sayın Çakıcı'ya, boyuna dua ediyorum hücresindeki varlığına. Gönderdiğim telepatik teşekkürler sonucu, zaten sonunda bana telepatik ifşaatta bulunacağına eminim. Nice sahillerinde, umutla bekliyorum.