Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Sordi, sorti üstüne

Radikal · 27 Eylül 1998

A laattin Çakıcı davasının başlamasını beklerken, Magali kahvesinde öylesine çoktuk ki, deplasmanda olduğumuzu ve rakip takımda Fransız polisinin oynadığını unutmuştuk. 'Baba' konumuz Çakıcı, Türk milletinin tuttuğu bütün kapıların dışındaki bir kapıdan içeri ve mahkeme salonundaki yerini almıştı. Davayı izlemek umuduyla ana kapıya yüklenen bizler, kollarını kavuşturup bacaklarını açarak önümüze dikilen polislerle baş başa kaldık. İçeriye, önce Fransız avukatları aldılar, ardından Türk avukatları. Bir de baktık ki, Türk avukatlar üç dakika geçti geçmedi, mahkeme salonundan dışarıya püskürtüldüler. Yargıç Bayan Chizat vekaletnamelerini görmek istemiş, Muhiddin Yüzüak'ın geçerlilik tarihinin 1987 yılında bittiğini anlayınca, hem onu, hem de vekaletnamesi halen geçerli Can Doğancan'ı 'bir eksi, bir artıyı götürür' mantığı ve tek kelimelik bir emirle kapı dışarı etmişti: 'Sortez!' İki avukatın arası, 'defolun'un nazikçesi bu emrin, üstelik bir kadın yargıç tarafından verilmesinden mi sonra açıldı, nedir, bir daha bir arada görülmediler. Oysa ben, Muhiddin Yüzüak'ı çok tutmuştum doğrusu. Avukat Yüzüak, 'baba' konularımız hakkında bir ana kaynaktı. Üç kuşaktır Türk 'baba'ların avukatlığını yapıyordu. Kendi deyişiyle eski 'jenerasyon' babalar, kabadayı ekolünden geliyorlardı. Oysa yeniler, 'kafalı gangster'lerdi. Muhiddin Yüzüak, kişisel hukuk tarihçesini Oflu Hasan'ı savunmakla başlamış; Oflu Hüseyin, Oflu İsmail, Arap Nasri, Oflu Avni, Malatyalı Hüseyin, İnci Baba, Cavit Kılıç, Hacı Çapan, Drej Ali, Oral Çelik, Alaattin Çakıcı, Uğur Çakıcı, Selim Edes, Enis Karaduman, Sedat Peker, Vedat Peker, Mehmet Saruhan, Ömer Lütfü Topal, Hilal Altıntaş, Ceylan Tecimer, Hacı Çapan'ın içinde yer aldığı 52 müvekkili vardı. Avukat Muhiddin Yüzüak'ın tek şikâyeti, müvekkillerinin arasında eceliyle ölen olmamasıydı. Biri vurulduğunda, Muhiddin Bey: "Yine gitti bizim bir müşteri" diyordu ve kendisini şairliğe vurmuştu. Yazdıklarına şiir değil 'mani' denirdi ama, o kadarcık kusur kadı adaletinde de bulunurdu. Yüzüak, bir müvekkilini: "Bize bir beraat verirseniz/ Tepeleriniz dağ olsun/Vermezseniz de canınız sağ olsun!" diye savunmuş, müvekkil idam yemişti, fakat hiç olmazsa yargıçlar eğlenmişti. Oysa Nice'teki Bayan Chizat'nın ağzından tek bir söz çıkıyordu: "Sortez!"

Avukatlardan sonra, Çakıcı'nın koruması Muradi Güler'in Alman karısı Petra Schmidt'e de 'Sortez!' çekilmişti bu arada. Kardeşi Gençağa Çakıcı, dayısı, bilumum bıyıklılar ve biz basın mensupları, toplu olarak zaten dış kapının 'sorti'sindeydik. Oysa Türk avukatlar, mahkeme salonuyla dış kapı arasındaki antrede kalmışlardı. Bir ara, polislerin arasından kafamı uzatıp, şair avukat Muhiddin Yüzüak'a, durum hakkında ne düşündüğünü sordum. Polislerin arasından bağırdı:

"Aslı için dağları deldi Kerem/Aslı vermedi bile bir kerem/Ben böyle adaleti s....rem!"

Takımımız deplasmanda olduğu için uygun muamele çekilemeyen Fransız adaleti, sonuçta Çakıcı'ya altı ay hapis verdi. Ama yattığı süre ve indirimler hesaplanırsa, Alaattin Çakıcı üç ay 14 gün sonra çıkacak ve iade davasını 'tutuksuz' izlerken, uçacak. Fakat ben, Çakıcı'nın tek kişilik o hücrede, Fransız usulü patates püre, havuç rende ve bibersiz ve soğansız et yemekleri yiyerek, cep telefonsuz geçireceği her günün, kendisi için on yıla bedel olduğunu düşünüyorum.