Yaka tak, yaka çıkar, yakalanma
Radikal · 28 Eylül 1998
Alaattin Çakıcı'ya verilen altı aylık hapis cezasından, bugün siz bu satırları okurken tam olarak 3 ay 13 gün kalmış bulunuyor, sevgili okurlar. Ancak ne Çakıcı'nın kapatıldığı tek kişilik (ve cep telefonsuz) hücresinden Türkiye'de patlattığı bombalar, ne de benim Nice'te görülen davaya ilişkin dedikodularım bitmedi. Şu kadarını söyleyebilirim ki; Şakşener, Takfener falan türünden hanımlar beyler fazla konuşmasınlar. Çünkü ortaya çıkmak için sıra bekleyen kasetlerde, Türkiye'deki bütün siyasal partiler, mafya ile olan ilişkilerinden nasiplerini alıyorlar. İkisi hariç: DSP ve CHP. Ve Alaattin Çakıcı'nın, davanın kapalı celse yapılmasına karar verilmeden mahkemede söylemeyi düşündüğü, kapalı celse yüzünden avukatları aracılığıyla davadan sonra yaptığı yazılı açıklamada; Ecevit ile Baykal'ı politikayı temizlemekle 'görevlendirmesi' boşuna değil. Çünkü yalnızca bu ikisi ve partileri mafya çamuruna bulaşmamış. Ve bir zamanlar diğerleriyle işbirliği yapan, canciğer olan Çakıcı, ne olduysa eski ortaklarından umudunu kesmiş ve hepsini tek tek ele veriyor; işin başından beri muhalifi olan Ecevit ve Baykal'ın 'dürüstlüğünden' medet umuyor. Kıssadan hisse, günün birinde herkesin 'namus'a ihtiyacı olabilir. Tıpkı gerçek, yansız bir adalete ve hukuk devletine olduğu gibi.
Nice'teki dava öncesi, Alaattin Çakıcı'nın gerçek, yansız ve adil hukuk konusunda umudunu Fransız adaletine bağladığı anlaşıldı. Avukatı Can Doğancan, Çakıcı'nın Fransa'dan siyasal iltica talep ettiğini doğrulayarak; milliyetçiliğini, vatanseverliğini ve 'dürüstlüğünü' vurguladığı müvekkili hakkında verilecek karar için, "Fransız adaletine güveniyoruz," dedi. Kameraların altından ve mikrofonların arasından üstüme vazife olmayan işlere karışmakla ünlenen bendeniz, bu lafa takılmıştım. Avukat Can Doğancan ile aramızda şöyle bir konuşma geçti:
"Fransız adaletine güveniyorsunuz da, Türk adaletine güvenmiyor musunuz?"
"Elbette Türk adaletine de güveniyoruz."
"Alaattin Çakıcı Türk adaletine güvendiği için mi Fransa'dan iltica talep etti?"
Çok yersiz bulunduğu anlaşılan bu soruya, yerli yerinde bir yanıt verilmedi. Ancak kışlanıp kovalanmadım da, çünkü Çakıcı, Nice'te "Gazetecilere dokunulmayacak!" diye emir vermişti, sevgili okurlar. Gençağa Çakıcı, Avukat Can Doğancan ve Muhittin Yüzüak'ın masasını bir ara terk edip, Magali kahvesinin içinde üslenen iki militan arasındaki bir konuşmaya tanık oldum: "Yazık oldu Tayyip'e..." diyordu birincisi. Çember sakallı ikincisi ise: "Türkiye'de Müslüman olmak yasak abi!" diye yanıtlıyordu. Oysa birkaç dakika sonra başlayan davada, bu militanların arka çıkmaya, destek olmaya geldikleri 'baba'ları Alaattin Çakıcı: "Ben Kemalist, milliyetçi, şeriat ve komünizm karşıtıyım!" diyecekti Fransız yargıca.
Bununla da yetinmeyecek, davadan sonraki açıklamasında: "Mustafa Kemal'in partisi CHP'nin başkanlığını yapan Ecevit ve Baykal, eşkıyanın başı bu hükümete destek vermeye devam ederlerse, TC'de bulunan milyonlarca sosyal demokrat ve Mustafa Kemal, öbür dünyada yakalarına yapışır, hesap sorarlar," diye adaleti, ilahiye havale edecekti.
Ne günlere kalmıştık yarabbi! Mafya, Kemalist yaka takıyor, Tayyip'in omuzunda ağlıyordu. Öbür dünyada kim kimin yakasına yapışır bilmiyorum. Çünkü ne bu boyunlarda yaka durur, ne de bu yakalarda boyun.