Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Banyo...

Radikal · 4 Ekim 1998

Neye uğradığımı anlamadım. Bayram değildi, seyran değildi ve basın tarlamızın maydanoz

üreticileri, Suriye'yi tükürük bombardımanıyla suluyor, askerimize el sallıyor, ordumuzu öpüyordu. Nasırına basılmış gibi böğüren kimi nazarlık yazarların yumurtalarını çalkalayıp tavaya dökünce; "Vursun davullar! Dövülsün kösler! Çalsın borazanlar, inlesin zurnalar! Hayda bre Türkiye'm savaşa! Hain Suriye, kaçacak delik ara!" omleti pişiyordu. Bazıları öyle coşmuş, öyle galeyana gelmişlerdi ki; maydanozları birinci çoğul şahsa doğradıkları salatalarından, sanki villaları ile gazeteleri arasındaki yolda şoförlerine, "Dur oğlum," deyip inecekleri, İtalyan iskarpinlerini çıkarıp postalları çekecekleri, cep telefonlarını bırakıp kalaşnikof kuşanacakları ve kendilerini Çifte Telli'nin gecekondu dağlarına vuracakları anlaşılıyordu.

Hamasi cesaretleri, miadı doldurmuş ve askerlikten 'çağ dışı' kâğıdını almış olmaktan mı kaynaklanıyordu bilmem ama; nutuklarına bakılacak olursa orduyla birlikte vuruşacaklar, Suriye'yi iki tokatta

adam edecekler, Hafız Esad'ı dilim dilim doğrayacaklar, taş taş üstünde bırakmayacaklar ve sonunda ve nihayet Apo'nun defterini düreceklerdi. Ama ben, birdenbire ve durup dururken, Suriye her zamanki Suriye, Apo bildiğimiz yerde, Türkiye de hep aynı Türkiye iken, niye savaşın eşiğine geldiğimizi anlamamıştım. İki gazetenin 'yeni' savaş gerekçesi olarak gösterdiği Apo'nun bahçeli fotoğrafı, yani Şam'da yaşadığının ve Suriye yönetimi tarafından beslenip kollandığının kanıtı, hem de bir değil birkaç kare olarak, geçen mart ayında, Milliyet gazetesinde yayımlanmıştı!

Tabii Türk basını topyekûn hamasi ve ucuzcu değildi. Aklı başında herkes, Suriye ile olan sorunu yeni bir ivme göstermeyen Türkiye'nin nasıl olup da savaş gerginliği içine girdiğinin 'gerçek' nedenini sorguluyordu. Ben savaş nasıl yapılır, bilmem. Ancak Türkiye'nin tanık olduğum son sınır dışı savaşı, Kıbrıs çıkarması öncesi kullanılan diplomatik dili unutmadım. BM'ye gidildi, tüm uluslararası platformlara haber salındı. Suriye konusunda, şu ana kadar böyle bir gelişme yok. Eğer sınır ötesi bir operasyon yapılacaksa, ilki olmayacak. Oysa davulu çalınan savaş, sınır ötesi operasyon hesaplarını aşıyor.

Belki de böyle bir savaş olasılığı yok. Ve Türkiye, yeni gerekçelere dayanmayan çıkışını Suriye'yi bahane ederek dünyaya: 'Kürt sorunu ile ilgili olarak yapamayacağımız bir şey yoktur, gözümüz karadır, her şeye hazırız!' mesajını vermek için yaptı. Ve bu gelişme, İtalyan parlamentosundaki Kürt toplantısından sonra oldu. Görüş, benim görüşüm değil. Aklına güvendiğim yorumcuların düşüncesi bu ve bana en mantıklısı geliyor.

Yunanlı yazar dostum Elias Petropulos'un eşi Maria anlattı. Fıkra değil, gerçek: Yunan adalarından birinde, Türk ordusunun olası çıkarmasına karşı eğitilen bir tabur asker, güneşin altında, aç bilaç koşturulup, yat kalk yaptırıldıktan sonra günbatımında deniz kenarına toplanıp, hazır ola geçmiş. Komutan 'dağılın' demeden, son bir kez sormuş: "Türk askeri gelince ne yapacaksınız?" Deniz, şıkır şıkır. Kıyısında kan ter içinde askerler, dilleri bir karış dışarıda. Taburdan zayıf bir ses duyulmuş: 'Banyo!' Maria, Türk askerini görünce denize atlamayı tercih eden Yunan askerinin başına gelenleri öğrenememiş. Ama Türk ordusu ve bizim asker, savaşın ne olduğunu iyi bilir ve kolay savaşa girmez. İş kalıyor askerlikten 'çağ dışı'ların, 'banyo'dan çıkabilmelerine...