Deliler ve veliler
Radikal · 7 Ekim 1998
Toplumlara her zaman akıllılar baş olmaz. Deli liderler de boldur. Çünkü akıllının gerçek tanımı zeki, 'deli'nin anlamı da aptal değildir. Tam tersine, zeki deliler arasından, aptal akıllılardan daha etkili liderler çıktığı görülmüştür. Abdülhamit'in aptal olduğunu kim iddia edebilir? Ama paranoyaklığı da besbellidir. Hitler, Stalin, Mussolini, hatta Napolyon bile hem üstün zekâlı, hem deli değil midirler?
Tarihe baktığımızda, üstün zekâlı önderlerin akıllısıyla delisi arasında tek bir fark saptarız: Deli dahiler, yönettikleri toplumları ergeç felakete sürükler ve kan banyosundan geçirirler. Akıllı dahiler ise halklarını kan banyolarından çıkaran, barışa ve esenliğe kavuşturanlardır. Savaşırken de dahidirler, ancak
akıllı olduklarından nerede, ne zaman duracaklarını bilir ve gerçek amacı, yani barışı gözden yitirmezler.
Türkiye yıllardan beri, belki dahi derecesinde değil, ama zekâası oldukça parlak bir deliyle uğraşıyor: Abdullah Öcalan. Adam zırdeli. Deliliği yaşlandıkça daha çok belirginleşiyor ve şaşı gözlerine paralel bir eğim izleyen beyin lobları, kendi kendine varoluşçu sorular soruyor. Apo, 'Ben kimim? Niye benim? Niye böyleyim?'lerin yanıtını ararken, içinden çıktığı Kürt halkı üstüne değerlendirmeler yaparak kendi farklılığını kanıtlamaya ve önderliğine soyunduğu kişileri bireysel özünde keşfettiği bulgulara göre yönlendirmeye çalışıyor. Örneğin birkaç yıldır Kürtlerin cinselliğiyle uğraşıyor. Kürtlerin içinden büyük adam çıkmayışını, 'aşk'ın yokluğuna bağlıyor, Kürtleri 'kuru' insanlar diye niteliyor ve sululuklarından, yalnızca sürü sepet çocuk yapma yetenekleri olduğu anlamını çıkarıyor. Bense bütün bu derin (!) felsefe dağarcığından, Apo'nun aslında andropoz krizine girdiğini ve yaşlandığının bilincine varan tüm erkekler gibi birdenbire 'Aslolan cinsellikmiş...' sendromuna kapıldığı sonucunu çıkarıyorum. Çıplaklığa düzdüğü övgü de bu sendromu doğruluyor.
Halkını üstün ırk yapmak için aygır gibi erkeklerle beygir gibi kadınları zorla çiftleştirme kampları kuran Hitler'in, cinsel orgazma yalnızca sevgilisi
Eva'yı üstüne işeterek ulaştığını bilir miydiniz?
Apo'nun bu anlamda bu denli 'dahi' olduğunu sanmıyorum. Ancak, Kürt erkeklerini yerin dibine batırırken Kürt kadınını göklere çıkarması, doğrusu kafamı kurcalıyor. Çünkü Med TV'de sitayişle söz ettiği ve örnek verdiği Kürt kadını Sema Yüce, 21 Mart'taki Nevruz bayramı sırasında kendini yakarak öldüren biri. Ve Apo, yanarak ölecek kadar fanatik fantezileri olan bu zavallıdan: "Bana yazdığı mektupta acı çekerken bile çok mutlu olduğunu söyledi..." diye söz edebiliyor. İşte bu yorum, tipik bir 'sadizm' belirtisidir. Sadizm'in babası Marquis de Sade bile, işkenceye dayanan fantezilerinde böylesini akıl edememişti, sevgili okurlar.
Med TV'deki "Klasik erkeğin yapısını öldürmeden gerçek aşkın yolu açılamaz. Önce bu cenazeyi kaldırmalıyız. Yoksa savaşı kazanamayız," sözleriyle psikopatolojik anlamda kendini ele veren Apo'nun kişiliğinde; cinsellik, ölüm ve savaş üçgeninde doyum arayan 'sadist' bir deliyle karşı karşıyayız. Sorun, deli Apo'nun, kendini Kürtlere veli diye yutturması. Bir delinin kuyuya attığı taşı, kırk akıllı çıkaramaz derler. Yanlıştır. Çünkü bir kuyudan bir taşı çıkarmaya çalışan kırk akıllıya da aslında pek akıllı denmez. Ve bu işe, belki de 'tek' akıllı yeter. Çok pahalıya mal olacak bir savaşın eşiğinde, Türkiye'de böyle bir akıllı, varsa tabii.