Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Estetik ve manyetik

Radikal · 10 Ekim 1998

Arife tarif ve siz aydın okurlarıma herhalde Komet'in, İlhan Berk'in, Hüseyin Baş'ın kim olduklarını anlatmam gerekmez. Günlerden bir gün İlhan Berk'e rastlayan Komet, ozanımızdan 'estetik' konulu bir konferansa katılmak üzere Paris'e gideceğini öğrenir. Ardından, sık sık olduğu gibi, Hüseyin Baş'a rastlar ressamımız. Söz arasında, İlhan Berk'in Paris'e doğru yola çıktığını söyler. Söyleminde noktalarından çok nükteleriyle tanınan Hüseyin Baş sorar: "Turistik nedenlerle mi Paris'e gidiyor?" Komet, "Hayır," der, "Estetik nedenlerle." Hüseyin Baş meraklanır: "Yaa... Şiirlerini mi gerdirecekmiş?"

Birkaç yıldan beri Fransa'ya bir Türk akını var, sevgili okurlar. Kimisi turistik, kimisi estetik ya da ekonomik nedenlerle gelenlere, son zamanlarda 'manyetik' nedenlerle gelenler eklendi. Ülkenin güney sahilleri, 'ak'ın yanında çok tutarda kara parayı mıknatıs gibi çekiyor. Eh, kara para yalnız yolculuk edemeyeceği için beraberinde sahibini de getiriyor tabii. Şu sıra bir de manyetik ses bandı pazarı kuruldu. Fuar Türkiye ama, piyasanın yarısı burada, yarısı Ankara'da. Bir kaset furyasıdır gidiyor. Güzel ülkemizin olanca çirkinliği kaydedilen manyetik ses bantlarını alan alana, veren verene. Yolsuzluklarını, hırsızlıklarını, yalanlarını, dolanlarını gerdirenlerin sayısı; kalçasını, gerdanını gerdirenleri çoktan aştı. Üstelik ameliyatları Fransız cerrahlarından çok bizimkiler gerçekleştiriyor. Yani Paris'te ve Nice'te, kendi cerahatlarımızı kendimiz patlatıyoruz.

Arkadaşım ve meslektaşım, Hürriyet gazetesi muhabiri Muammer Elveren bu ameliyatlardan sonuncusunu Paris'te, Çakıcıgillerin 'iş' adamı, zeytunizade Erol Evcil efendiye uyguladı. Muammer Elveren bir süredir, kendisinden başka, başta ben kimsenin altından kalkamayacağı gazetecilik başarılarına imza atıyor. Uğraştı, didindi, sonunda zaten uzun süredir temasta olduğu zeytunizadeyi de konuşturdu. Erol Evcil'in, Muammer'in sorularına verdiği yanıtlarda öyle bir 'lifting' var ki, çene çukuruna bakınca mafyanın göbek çukurunu görüyorsunuz. Hazret, önce maşası olduğu mafyanın iktidar odaklarına nasıl derinlemesine sızdığını anlatıyor; ardından, "Beni Çakıcı'nın yakalanmaması için ABD'ye eksik evrak yollatmakla suçlamalarına çok şaşırdım. Ben nasıl olur da koskoca bir Emniyet teşkilatı ya da MİT'e nüfuz ederek eksik evrak yollatabilirim?" diye soruyor.

Evcil'in leşkerinden kestirip attığı bumbar yığını, kimin ayağına dolanır, bilmem. Ama emniyet teşkilatının 'koskocalığı', zaten Erol Evcil'in Türkiye'deki bir emniyet amirliğinde değil, Paris'teki bir otelde 'ifade' vermesinden belli. Tıpkı kırmızı bültenle aranırken Türkiye'de at koşturan Çakıcı'nın, Fransa'da 'küçük' bir engele takılmasından belli olduğu gibi.

MİT'in büyüklüğüne gelince... Mafyayı maşa olarak kullanayım derken, mafya maşalarıyla dolan bu mangalın çapını, en yakın örnek olarak Suriye ile savaşa neden olabilecek 'sorun'da görüyoruz. Sorarım size: Eğer koskoca Türkiye'nin MİT'i, küçücük İsrail'in MOSSAD'ı kadar olabilseydi, bir Abdullah Öcalan, on beş yıldır, burnumuzun dibinde ve dünyanın bildiği adreslerde, canlı kalabilir miydi? Tek bir hedef için topyekûn bir savaşın eşiğine gelinir miydi? MİT'in çapını ve ne işe yaradığının yanıtını, manyetik bantlar ve kritik nedenlerle sizin anlayışınıza bırakıyorum.