Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Al savaş, yeşil kazanç

Radikal · 11 Ekim 1998

Barışmaktan çok savaşmakla tarih yazan insanlığın yaşam aynası sanat, savaş konulu eserlerle doludur. Bir müzede barışın bir resmi varsa, savaşın on resmi vardır. Savaşın pek çok romanı, şiiri, denemesi, anlatısı yazılmıştır; barış edebiyatı yok sayılacak kadar azdır. Çünkü barış, başlı başına övülebilecek ya da yerilecek zamanın adı değildir. Barış dönemlerinde insanlık, iyi yaşamakla ilgilenir, o kadar. Oysa savaş, öyle mi ya? Beraberinde getirdiği milliyetçilik, kahramanlık, özveri gibi duyguların kanla sulanıp acı çiçekleri açtırması, ister yandaşı olunsun savaşın, isterse karşıtı, en güçlü esinleri verir sanatçıya. Ben barış hakkında tek bir özdeyiş anımsamıyorum. Varsa bile, 'Barış iyidir' türünden bir şeyler olabileceğini düşünüyorum. Oysa, örneğin Paul Valery'nin: 'Bütün savaşlarda pek çok insan acı çeker, birkaçı da kâr eder," sözünü hiç unutmuyorum. Ama asıl unutamadığım savaş tanımı, kimin söylediğini bilmeden ezberlediğim bir tümce:

"Savaşlar, birbirini tanıyan, ancak dövüşmeyen insanlar tarafından çıkarılır, birbirini tanımayan insanlara yaptırılır."

Türkiye, Suriye ile gerçekten savaşacak mı? Ya da üstün kuvvetlerimizle Suriye'nin bir ucundan girip, toplumsal belleğimizdeki kazığa geçirme ustalığımızı göstererek, 'asgari zayiat' ve 'süratle'

öteki ucundan çıkabilecek miyiz? Bilmiyorum. Ama evdeki hesabın çarşıya uymadığı savaş örneklerini düşünerek, korkuyorum. Korkum, düzenli ordudan yana değil. Türkiye, on beş yıldır yaşadığı iç savaş deneyimiyle sürekli formda tutulan, güçlü bir orduya sahip. Savaş olasılığının dış kabuğundaki koşullar korkutuyor beni. İran ile Afganistan, uzun süredir bir savaşın eşiğinde. Türkiye, Suriye'ye savaş

açarsa, Afganistan'daki Taliban rejimi bu durumdan yararlanıp İran ile kozunu paylaşmaya çalışmaz mı? Yunanistan, fırsat bu fırsattır deyip, uzun süredir istediği Ege karasuları sahasını genişletmez mi? Öyle ya da böyle, ucundan bucağından 'manu militari'lere kalkışmaz mı? Birbiriyle kavgalı komşuların paylaştığı sınırlarımızda, örneğin Ermenistan, Azerbaycan, Türkiye üçleminde neler olup biter? İşte bu ve benzeri pek çok olasılıktan ürküyor, bütün bölgenin topyekûn bir savaş alanına dönmesinden çekiniyorum. Böyle bir dönüşüm, Türkiye'nin iç oluşumunu çok sarsacaktır.

Çünkü tarihimizden çıkan belki de en büyük ders, 'dış' düşmanlardan çok, 'iç' düşmanlardan çekinmemiz gerektiğidir. Suriye ile yaşanan kriz, Türkiye'nin 'Arap' dostu olamayacağını gösterdi, çok da iyi oldu. Ancak bu durumda, Türk toplumunu 'Araplaştırmak' için çalışan Müslüman kardeşlerin, fanatik tarikatçıların, Sünni şeriatçıların takkeleri, türbanları önlerine koyup düşüneceklerini, ya da en azından rahat duracaklarını umanlar yanılıyor. Ben şeriatçı kesimin, sınır dışı karışıklıkları fırsat bilerek cumhuriyet rejiminin altını içerden, daha hızlı biçimde oymaya kalkacağını sanıyorum. Çünkü onlar, milletin değil, ümmetin hizmetindeler. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin Arap dünyası önünde diz çökmesi, onların gurur sorunu değil. Bizim sorunumuz. Yakın gelecekte tüm şeriatçıların, Arapların yanında saf tuttuklarını göreceksiniz. Çünkü onlar Türkiye'nin savunucuları değiller. Yeşil bayrakları, kanlı alınlıkları, takkeleri, sarıkları, türbanları ve kara çarşaflarıyla hepsi, Arap köleliğine gönüllü bir İslamın 'mücahitleri'. Pek çok insanın acı çekeceği bir savaşta, kâr edenler bunlar olabilir.