Saksıdaki düşman
Radikal · 12 Ekim 1998
Mine G. Kırıkkanat — Radikal — 12.10.1998
Sık sık Ukrayna'ya giden bir arkadaşım, son gezisinden havyar yerine bir fıkra getirdi. TürkRus savaşlarından birinde, Osmanlı ordularına karşı dövüşmek için askere gitmeye hazırlanan köylü Vladimir'e, anası öğüt veriyormuş: "Karşılaştığın bütün Türkleri öldür, ama karnını iyice doyurup güzelce uyamayı sakın unutma. Sonra silahını kuşan, yine bir sürü Türk öldür. Ama akşam olunca mutlaka deliksiz bir uyku çek. Ertesi gün nasılsa daha çok Türk'e rastlar, hepsini boğazlarsın. Önemli olan, iyice beslenip, uyumaktır!" Vladimir, kafasını kaşımış: "Ama ana, ya Türkler beni uykudayken öldürürse?" Kadıncağız şaşakalmış: "Aman evladım, sen onlara ne yaptın ki kötülüğünü istesinler?"
Siyasal düşün tarihine 'Prens' adlı eseriyle geçen Niccolo Machiavelli, politikada 'güç' ile 'kurnazlığı' şöyle kıyaslar: "Bilinmeyen koşullardan yola çıkanların, açıkça güç kullanarak büyük bir iktidar kazandığı hiç görülmemiştir. Ama salt kurnazlık yoluyla böyle bir iktidara ulaşanlar vardır." Yine Machiavelli: "Bilge prensler ve cumhuriyetler, yenmekle yetinmelidirler. Çünkü bazen savaşlar, çok kazanılmak istenirken kaybedilirler," der.
Birkaç günden beri Suriye krizi ile canınızı sıkıyorum. Ancak Türkiye, öylesine bir cinnet geçiriyor ki, konudan soyutlanmak olanaksız. Meğer basınımızın yalnız 'ayakçılar'ı değil, 'dayakçılar'ı da varmış. Silahşörlere seyislik yapan kalemşörlerin dilinde Suriye'ye savaş açmak, 'dövmek' fiiliyle çekiliyor. Suriye'yi bir güzel döveceğiz. Anladık. PKK'yı besliyor, Apo'yu himaye ediyormuş, yani niye döveceğimizi de anladık. Tüm basın organları, dayak atılacak hedefin tankını, tüfeğini, asker sayısını ve bizimkileri karşılaştırmalı olarak yayınladı. Böylece 'nasıl' döveceğimizi de kavradık. Ama kimi döveceğiz, kıracağımız saksıdaki düşman neyin nesidir, hâlâ bilmiyoruz! İki tarafın askeri güçlerini ipe dizip kıyaslayanlar, Suriye nasıl bir ülkedir, tarihi, coğrafyası nedir, nüfusu kaçtır, hangi dengeler üzerinde durur, Türkiye'ye nasıl bakar; yani düşmanımız neye benzer ve hakkımızda ne düşünür, türünden tek bir soru sormadı ve araştırma yayımlamadı. Ve ben, birdenbire Suriye hakkında hiçbir bilgim olmadığını keşfettim. "Yenmek istediğin düşmanı iyi tanı", diyerek oturdum, okudum ve yedi düvelin antropoloji bahçesi Paris'te, Suriyeli meslektaşlar bulup konuştum. Tüm anlatılanlara elbette inanmadım. Ama Türkiye'deki söylemin de eksiksiz doğruluğundan kuşkulanıyorum artık.
Siz sevgili okurlar, Türkiye ile en geniş sınırı paylaşan Suriye nüfusunun, yüzde 15 Alevi,
yüzde 15 Hıristiyan, yüzde 10 oranında Kürt'ten oluştuğunu biliyor muydunuz? Ya pek çok dinden değişik mezhebin zenginleştirdiği bu toplumsal mozaik yüzünden, uygulamada düzedüz laik bir
rejim modeli benimsemiş tek Arap ülkesi olduğunu? Suriye, Ortadoğu'nun kavşak bir noktası. Tüm tarihinde hem istilacılara kucak açmış, hem sığınmacılara. Halen, Kürt nüfusuna yönelik bir taviz olarak yalnızca PKK'yı ve Apo'yu değil, Filistinli terörist lider Naif Havetme, George Habbaş ve daha birçoklarını barındırıyor. Çakal Carlos'u da
besledi ve Avrupa'ya taviz vermek zamanı geldiğinde, Yemen üzerinden Sudan'a göndererek Fransa tarafından ele geçirilmesini sağladı.
Suriye, savaşa gerek kalmadan yola getirilebilir miydi ve niçin getirilemedi? Bu soruların yanıtını çarşamba günü vermeye çalışacağım.