Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Türbanlıklar ve kurbanlıklar

Radikal · 16 Ekim 1998

Bazen Türkiye'yi, Kadıköy - Taksim arasında dolmuş yapan o köhne ve güzel limuzinlere benzetiyorum. Kunt karoserisi, nice yenilerin ömrünü çürütüp aşmış. Koltuklarının eski deri zarafeti, inen binen ayıların hoyratlığına ve zamana dayanmış; çok benzin yakıyor ama nasıl da rahat ettiriyor insanı! Gel gelelim, şoförlerinde iş yok. Elli yıldır motor revizyonu yapılmamış; kaportayı açtın mı, içi yamalı bohça gibi. Kimi kez don lastiği kayış yerine kullanılmış. Sonuç: Türkiye arabasının debriyajı bozuk. Geri vitese takılı kalmış, gaza bastın mı, kıçın kıçın gidiyoruz. İlerinin tersi zamana doğru bu kör yolculuğun son durağında, artık bindirerek mi dururuz, yoksa benzin bittiği için mi, belli olmaz; ama arabadan laik Türk Cumhuriyeti yaka paça indirilecek ve şeriatçı bir ümmet rejimi bindirilecek.

Türkiye'de dişi ve erkek irtica, türban ve çarşafa dolanmak 'özgürlüğü' için yürüyor, dövüşüyor. Kimi aydınlar, mürtecinin irtica hakkını, demokrasi adına savunuyor. Kimisi ise, sağlam nedenler ileri süremeden, etkisiz bir söylem ve çaresizlik içinde, çarşaf ve türban eylemlerinin aslında 'masum' olmadığını ve 'şeriatçı toplum'a açılan bir sürecin aşaması olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Türban ve çarşafı savunanların da, karşı çıkanların da aklına bugüne değin konuya basit mantıkla yaklaşmak gelmedi.

Sorarım size: Türban ve çarşaf nedir? Dinsel

inançlar gereği ya da değil, son toplamda, kadın başı ve gövdesinin teşhirini YASAKLAMAK değil midir? Yasaklama özgürlüğü diye bir kavram olabilir mi? Baş kapama, yüz gizleme özgürlüğü, yasakçılığın ta kendisi değil midir? Kimdir özgürlükçüler, kimdir yasakçılar? Yasaklı başları, gövdeleri serbest bırakmak için mi yapılır özgürlük mücadelesi; yoksa kadın cinsiyeti taşımayı ayıp, günah, gizlenmesi gereken bir suç sayan dogma tutsaklığını savunmak

için mi? Özgürlük nerededir, tutsaklık nerede?

Kendisine uyguladığı yasakları, 'özgürce' kullanıp, günü gelince başkasına ve zorla uygulamak mıdır demokrasi?

Şimdi başörtüsü ve çarşafı, yani yasaklama özgürlüğünü savunan yarım akıllı aydınlara soruyorum: Kanal 7'lerde ahkâm kesip, irtica kalelerinden içeri beyaz bayrak sallaya sallaya giren sizler, hiç Fatih'e, Eyüp'e gidip, mini etek giyme hakkı için sokak gösterisi yapmaya kalktınız mı? Ramazan zamanı, Fındıklı'da, Koca Mustafa Paşa'da, Bağcılar'da bir şişe bira içmeye teşebbüs ettiniz mi? Oruç tutmadı diye yurt pencerelerinden atılan, dövülen, boğazlanan öğrencileri savunmak için ne zaman döküldünüz yollara? Hangi televizyonda, hangi gazete sütununda, bu ülkede şeriatın kestiği gırtlakları gösterdiniz parmaklarınızla? Sözümona çağdaş kadın derneklerinize bol bol çarşaflı üye kaydedip kürsülerinizde türbana söz hakkı tanırken; laik fikirlerinizle siz, şeriatçı örgütlere kaydolmayı denediniz mi hiç? Hangi mürteci burcuna çıkıp, alnı açık, beyni özgür başların söz ve varlık haklarını savundunuz?

Aydın olmak, yasağa koşullanmış akılları, dinden ve tüm dogmalardan bağımsız bir özgürlüğe kavuşturmak için mücadele etmek değil midir? İlericilik, fanatizm ile kol kola ahkâm mı kesmektir, yoksa fanatik tezleri çürütmek için fikir üretmek mi?

Bugün Türkiye'de kadın kafasını 'türbanlık' diye savunanlar, yarın açık başlar 'kurbanlık' ilan edilince acaba hangi demokrasiyi, imdada çağıracaklar?