Anıların emanetçisi
Radikal · 19 Ekim 1998
Gencecik bir gazeteciydi Guillaume Moingeon. Büyük umutlarla başladığı mesleğinde işsiz kaldı bir gün. Zordu, 'işe yaramayan' gazeteci olmak. Genç Moingeon, iyi ya da kötü, yazmak için eğitilmişti. Boş durmayı içine sindiremiyordu. Tuttu, aile tarihini yazmaya başladı. Nineleriyle röportaj yaptı, dedelerinin savaş anılarını not etti ve ortaya bir günce çıktı. Yazdığı kitap, ailesi tarafından müthiş bir coşkuyla karşılandı ama, yayımcılar burun büktüler. Guillaume'un cesareti kırılmadı. Ailesinin kitaba gösterdiği ilgi, işsiz gazeteciye fikir vermişti. Fransa'da, kitaplarını kendileri yazmayan ünlüler vardı. Yazmayan ünlülere 'kalemlik' eden yazarlara, 'zenci' deniyordu. O da niçin 'ünsüzlerin zencisi' olmasındı? Ve Guillaume, kulağını ve kalemini, hayatlarının romanını yazdırmak isteyen insanlara kiraladı. Vizitesini, bir anlatı seansının kâğıda dökümü dahil, saati 20 milyon TL'den belirlemişti. Unlarını elemiş, çocuklarını büyütmüş, yapayalnız yaşayan emekliler artık iki laf edebilmek, 'hayatım roman' inancını kâğıda dökmek ve deneyimlerini, acılarını, mutluluklarını, torunlarına tosunlarına bir kitap olarak bırakabilmek için Guillaume'un yolunu gözlüyorlardı. Guillaume, anılarının kitabını bitirip teslim ettikten sonra, bir çekmecede tek nüsha olarak saklamak, ya da ceplerinden ödeyip bir matbaada bastırmak, onların bileceği işti. Gazeteciyken asgari ücretle çalışan genç adam, birdenbire genel yayın yönetmeni gelirine kavuşmuştu. Üstelik yeni işi çok hoşuna gidiyordu. Yaşlı bir müşteri, işsiz gazetecinin icadı meslek hakkında: "Çocuklarım elli yaşlarını devirdiler, evleri var, mobilyaları var. Benim olan hiçbir mala ihtiyaçları yok artık. Ama yazdırdığım bu kitap kalıcı. Bitince onu deri kapakla bastıracağım. İçine kendi annemin yüzyıl önceki giysilerle fotoğrafını, asker üniformalı babamı, merhum kocamın Hindiçini seferinde çekilmiş resimlerini koyacağım. Ve bütün torunlarıma dağıtacağım. Köklerini bilsinler, diye..." diyordu.
Le Monde gazetesi, her konuya tam sayfa ayırmaz. Anıların emanetçisi Guillaume Moingeon hakkındaki, üstelik sevgili Selçuk Demirel'in nefis bir deseniyle süslü tam sayfa haber röportajı okuyunca; aynı meslek Türkiye'de icra edilse... diye düşündüm. Hayatı roman Fransızlar, kitabı ortalama 100 vizitede bitirseler, ederdi sana 2 milyar TL. Baskı parası dahil, her kitap yazdıranın demek ki 4 milyarı gözden çıkarması gerekti. Türkiye'de böyle bir tutarı, torunlarına bırakmak için harcayabilecek kesim belliydi. Acaba 'neyi' anlatırlardı? "Sonra abicim, hayırsever müteahhitin adamı geldi. Bak oğlum, dedi. Memur olarak kaç para aldığın belli, çak şuraya imzayı, çoluk çocuğun et yüzü görsün, dedi. İşte ufaktan ufaktan başlayıp, han hamam sahibi böylece olduk," der miydi? Parayı bastıran müteahhit ya da işadamı ise: "Efendime söyleyeyim bir gün, canım ciğerim Çakıcı telefon etti. Abi, bu iş senin dedi..." diye başlar mıydı köklerini anlatmaya ve bırakmayı düşünür müydü, 'hayatının romanını' ailesinin gelecek kuşaklarına?
Türkiye'de, hayatı gerçekten roman insanlar var. Trablusgarp'tan Rus cephesine, Sinai çöllerinden Güneydoğu Anadolu'ya, Tolstoy'un 'Savaş ve Barış'ına taş çıkaracak romanların kahramanı onlar. Ama kitap yazdıracak paraları asla olmayacak.