Belleğin sopası
Radikal · 21 Ekim 1998
20. yüzyıl takviminden kopardığımız son yapraklarla birlikte düşen, tarihin son diktatörlerinden Augusto Pinochet'nin serüvenini izlerken İspanya aşkım dirildi yine. Zalimin İngiltere'de tutuklanmasını sağlayan adli evrakların altında, iki İspanyol yargıcın adı var: Garzon ve Garcia Castellon. Birincisini çok iyi tanıyorum. İspanya muhabiri olduğum yıllarda Garzon, yalnız cesur çıkışları ile değil yakışıklılığıyla da ünlüydü. Uzun boylu, karayağız ve pek çok kadının gözünde, Antonio Banderas'dan daha esaslı bir İspanyol erkeğiydi. Oysa Garzon, yakışıklı başını ipek yastıklara değil, yasa yollarına koymuştu. 80'leri 90'lara bağlayan yıllarda ve hâlâ, İspanya'nın tüm büyük davalarında, ETA teröristleriyle mücadeleden, ETA tetikçilerini teker teker temizleyen devlet içi gizli terör örgütü GAL'i ortaya çıkarmaya ve sorumluları mahkûm ettirmeye kadar tüm adalet temizliğinde onun imzası vardır. Ve kara para, rüşvet ve yolsuzluğa karşı dikilen hukuk kalesinin en üst burçlarında yer almıştır hep.
Baltasar Garzon, GAL örgütü ve yolsuzluk davalarında sosyalist iktidarı ırgalamaktan hiç çekinmedi. Bugün, diktatör Pinochet'nin tutuklanmasından çok rahatsız olan sağ iktidara rağmen görevini yapıyor.
Garzon 1997 yılından bu yana 'Condor Operasyonu' adı verilen bir dosya üstünde çalışıyordu. 'Condor', Pinochet tarafından kurulan ve Şili başta olmak üzere Arjantin, Brezilya, Bolivya, Paraguay ve Uruguay'daki askeri rejimlerin kontrgerilla örgütüydü. Condor örgütü, İspanya, Fransa, ABD, Meksika ve Costa Rica'da da suikastlar yapmıştı. İşte Garzon, bu örgütün Santiago'daki merkezinde öldürülen 200'den fazla İspanyol yurttaşının 'kan' hakkını arıyor. Yakın işbirliği içinde çalıştığı meslektaşı Manuel Garcia Castellon ise, Şili'de kaçırılıp işkence görenlerin tanıklığına dayanarak 'insanlığa karşı suç' tanımıyla da nitelenen 'soykırım' ithamıyla, 73-86 yılları arasında öldürülen yüzlerce İspanyol'un dosyası üzerinde, 1996'dan beri çalışıyordu. Örneğin İspanyol diplomatı Carmelo Soria'nın infazı gibi.
İki İspanyol yargıcın işi zor. İngiltere hükümetinin üstünde, yargıçlarıyla aynı fikirde olmayan sağcı İspanyol hükümetinin, Şili'nin ve dünden beri... ABD'nin baskısı var. Pinochet'nin eski defterlerini karıştırmak, bazılarının işine gelmiyor. Ancak, bu tutuklamadan çıkarılacak pek çok ders var.
Kendisini ulusal kahraman ilan eden bir kanlı el daha, kan dökmeyen, ama sürüm sürüm süründüren yasanın pençesine düştü. Pinochet, tıpkı bizdeki bazı siyasiler gibi: "Devlet için kurşun sıkan da, yiyen de kahramandır," görüşündeydi ve bu inançla binlerce muhalifi öldürtmüştü. Yıllarca sürecek bir hukuk savaşı yitirilse bile, artık Pinochet'ye yatağında 'rahat' ölmek nasip değil.
Toplumsal belleğin sopası yoktur. Suçluyu bazen diriyken, bazen de ölüyken süründürür. Ama mutlaka süründürür. Siz, yüzyıl sonra bir Kenan Evren mezarının ayakta kalacağına ve o maskara resimlerinin müzelere asılacağına inanıyor musunuz? O Boğaz yalısının, hâlâ Çiller soyadına ait olacağını sanıyor musunuz? Hiç kuşkunuz olmasın, Turgut Özal'ın anıtkabri bile yüzyıl sonrasına kalmayacak. Türkeş efsanesi ise, dün bir bugün iki, kendi ocağında çatırdamaya başladı. Ve ben bugün Türkiye'de, yüzyıl sonrasına temiz ve görkemli 'nam' bırakacak hiçbir kahraman görmüyorum.