Cumhuriyet
Radikal · 28 Ekim 1998
Cumhuriyet
Allem ettim, kallem ettim, yine İstanbul'a gelmeyi becerdim. Yer yerinden oynasa, 'Cumhuriyet' filminin ilk seyircilerinden
olacaktım. Başka türlüsü mümkün değildi. Filmin yönetmeni arkadaşım Ziya Öztan'dı. Yunus Nadi rolünü Ali Sirmen ve Yahya Kemal'inkini Kürşat Kutay dostlarım, Fikriye Hanımı kapı komşum Hülya Aksular oynuyordu. Tam bir yıldır, bu dev yapımın öykülerini dinliyor, mutfağını izliyordum. Örneğin, filmin Lozan çekimleri sırasında, İsmet İnönü'yü canlandıran Savaş Dinçel bütün gece, Atatürk'ün özel olarak gönderdiği altın kalemle anlaşmayı imzalayacak İnönü'nün, o dönemdeki 'Mustafa İsmet' imzasını atmaya çalışmıştı. Sabah, el emeğini rol arkadaşlarına gösterirken, Kürşat Kutay: "Ver bakayım o kâğıdı bana," deyip anında bir
K. Atatürk imzası attı ki, millet şaşakaldı. İmza çok başarılıydı. Çünkü Kürşat, 68'li yıllarda, Atatürk'ün sözlerini içeren bütün öğrenci pankartlarının altına onun imzasını çakmakta ustalaşmıştı.
Yine Lozan'da, TC'nin resmi kutlaması için Rumina sarayını vermekte büyük zorluklar çıkartan İsviçre hükümeti; bu film için Ziya Öztan ekibine Usi ve Rumina saraylarını ardına kadar açmış, nezaket ve kolaylık göstermiş; birkaç saniyelik bir tren çekimi
için iki gün boyunca kentin demiryolu hatları kesilmişti. Buna karşılık, 'Cumhuriyet' filminin İsmet İnönü'ye değgin bölümleri gerçek Pembe Köşk'te çekilememişti. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bu en büyük filminin Pembe Köşk'te çekilebilmesi için köşkün şimdiki sahipleri, yapımcıdan kira, hem de astronomik bir kira talep etmişlerdi.
Ziya Öztan, bir yıl önce hazırlıkları göstermişti.
Atatürk'ün giysileri için özel olarak dokutulan kumaşlardan, Ege bölgesinden Cumhuriyet çiftçilerinin gönderdikleri antika traktörlere kadar tüm ayrıntılara yönelik özeni biliyor ve sonucu yürek çarpıntılarıyla bekliyordum.
Bir film, bir ülkenin tarihini değiştirebilir mi?
Olayların akışını etkileyebilir mi? Sanatın ve eğitimin, uzun erimde toplum kaderini belirleyici en önemli iki öğe olduğuna bugüne değin gülüp geçenler, elbette bu sorulara da sırıtacaklardır. Gülüp geçmeselerdi, zaten bugün bu hallere düşmezdik. Ve isteyen istediği kadar dudak büksün, ben Cumhuriyet filminden sonra Türkiye'deki bazı gerçeklere, önce bakıldığı gibi bakılmayacağına eminim. Ziya Öztan, belki de başka kimsenin altından kalkamayacağı işi başarmış. Ve tarihe yalnızca söylem ve söylev olarak yansıyan bir geçmişi; geleceğe ilişkin bir öngörüye dönüştürmüş. 'Cumhuriyet' filmi, tarihin bundan sonra olacaklara tuttuğu projektör, geleceğe yönelik bir saptamadır. Bu filmi gördükten sonra, artık şeriata ve irticaya, dünkü gibi bakılmayacaktır. Ve günümüz siyasilerinin, eğer biraz utanmaları ve akılları varsa, asla öğrenmedikleri dersleri içermektedir bu film.
Ben sinema eleştirmeni değilim. Ama bir seyirci
olarak çok beğendim ve etkilendim. İnandırıcı ve etkileyici bir Atatürk portresi çizen Rutkay Aziz başta olmak üzere, gerek Zübeyde Hanım rolündeki Macide Tanır ve gerekse tüm aktörler, bu filmdeki sihirli atmosferde, yürekleri ellerinde oynamışlar gibi geldi. Yapımcı TRT'nin olanaklarını seferber ettiği ve yönetmeninden oyuncusuna herkesin en iyiyi başarmak üzere çalıştığı bu film, bence 75. yıl kutlamalarının en önemli, belki de tek kayda değer etkinliği. Hepinize görmeyi öneririm.