Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Cumhur Türkiye

Radikal · 1 Kasım 1998

Çağdaş ansiklopedilerin özetle 'ulus egemenliği' olarak tanımladığı siyasal devlet biçimi 'cumhuriyet'in 75. yıl etkinliklerine karınca kararınca katılan kurumlar arasında elbette basın da vardı. Ancak baktım, görkemli ekler, sayısız sayfalar dolusu 'Cumhuriyet' kutlayan gazetelerin hiçbirinde (komşu sütundaki dedenin torunu, 14 yaşındaki Eren Çağlıyor'un olağanüstü yorumu hariç), cumhuriyet rejiminin ne olduğunu, evrensel geçmişini, Türkiye'deki biçimini anan ve anlatan en küçük bir açıklama notu yoktu.

Bugün Türkiye'de 'cumhuriyet' rejimine sahip çıkanların da, yerden yere vuranların da neden söz ettiklerini tam tamına bildiklerini sanmıyorum. Ve pek çok kişinin, demokrasi ile cumhuriyeti birbirine karıştırdığını düşünüyorum. Oysa bir cumhuriyet, illaki demokrat olmayacağı gibi, demokrasi de mutlaka cumhur devletlerin tekelinde değildir.

Antik Yunan'da demokrasinin bir türünden söz edilebilir, ama cumhuriyetten edilemez. Roma'daki 'konsül' döneminde ise cumhuriyet iskeleti vardır, demokrasi yoktur. Cumhuriyet, tebaı hükümdara bağlayan kutsal zinciri kırarak, halkları kölelikten yurttaşlığa yükselten ve yurttaşı devletin çatısına taşıyan rejimdir. Katolik alemin başkenti Vatikan'ın Roma'nın içinde olmasına karşın, İtalya Cumhuriyeti laiktir, dinsel yasalarla yönetilmez. Almanya laiktir, Fransa laiktir vb. Hatta demokrasiyi benimseyen kimi Batı krallıkları, zaman içinde kan bağını kutsallıktan soyutlayarak, kimi cumhuriyetlerden daha laik olabilmişlerdir. Örneğin İspanya ve İngiltere'deki gibi.

Buna karşılık, İran da bir cumhuriyet olduğunu iddia etmektedir. Ortada devrimle kurulmuş bir halk idaresi, hatta seçimler yapıldığına bakılırsa, demokrasi vardır. Ancak laikliğin olmadığı bir cumhuriyette, egemenliğin şeriat yasaklarıyla zincirlenmiş bir halka ne kadar ait olduğu, ifade özgürlüğünün olmadığı yerde hangi demokrasiden nasıl söz edilebileceği su götürür. İran'daki düzmece cumhuriyet rejimi, aslında bir din diktatörlüğünden ibarettir ve işe bakın ki, doğal dini lideri Şah'ın diktatörlüğünü yıkarak, şeriatçı halk diktatörleri yaratmıştır.

Tıpkı din başta olmak üzere, söz ve düşünce özgürlüğünü yasaklayan sovyet cumhuriyetlerdeki rejimin, aslında komünist diktadan ibaret olduğu gibi.

Demek ki biz Türkler, eğer egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir cumhuriyeti korumak istiyorsak, önce onun 'laik' niteliğine sahip çıkmalıyız. Sonra da, demokrasinin her şeyden önce 'özgürlük' olduğunu unutmayıp, çoğunluk istese de yasakçı şeriat zihniyetiyle bağdaşmayacağını anlamalıyız.