Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Cenazede çiftetelli

Radikal · 2 Kasım 1998

Mağara devri ile sanal dünya devrimini aynı anda yaşayan Türkiye'de garip şeyler oluyor.

İki kutup arasında gerilen ülkemiz, modernizmi post diye giyiniyor.

Bir süre önce ABD'de, varsıl ve uygar toplumların son yıllardaki en onulmaz derdi, can sıkıntısına karşı bir oyun icat edildi: Paintball. Sıkılan kişiler, ordu düzeninde mangalara ayrılıyorlar ve rambo giysileri içinde, gelişmiş tüfeklerle birbirlerine karşı savaşıyorlar. Ancak mermileri patlamıyor, fışkırıyor, çünkü muhtevası boya. İstanbul Life dergisinden öğrendiğime göre, hemen bizde de bir savaş arazisi bulunmuş (herhalde zor olmadı), SPOT diye organizatör bir şirket kurulmuş (müşteri gelmez diye SAPIT demediler herhalde), canı sıkılan kişiler hafta sonları boyalarla dövüşüyorlar. Röportajı yapan hanım kızımız, bu işe bayılmış. Gazeteciliği pek kuvvetli ama Türkçesi biraz kıt. "Paintball'u yeşillikler arasında ağaçları kendimize miğfer ederek oynadık," diyor. Ağaçları kafaya geçirmek, tabii kolay değil. Aslında 'siper ederek' demek istiyor. Fotoğrafları görünce dehşete kapıldım. Koca koca şirket yöneticileri gerilla kılığında, ellerinde koca koca tüfekler, ciddi savaş taktikleri içinde birbirlerine boya fışkırtarak harp yapıyor, 'stres' atıyorlar. Üstelik pek bir öğreticiymiş bu oyun. Çünkü ticarete benziyormuş, dolayısıyla holdingler moldingler, elemanlarını 'paintball' savaşlarıyla eğitiyorlarmış. Gerilla kılığı müşterilerden; harita, pusula, mermi, silah ve maske aygıtları SPOT (bence SAPIT olmalıydı) şirketince verilen savaş oyunlarında, müşteri savaşçılar, birbirlerine boya sıkabilmek için 15 dakikalık muharebe başına 20 dolar ödüyorlar. İsterlerse bütün gün dövüşebiliyorlar. Ekstra mermi içinse, 12,5 dolar ödeniyor. Pazar günleri, 4X4 diye adlandırılan ve aslında dağlar tepeler aşmak için yapılmış ve nedense Türkiye'de sıkışık kent trafiği içinde asfalt tepen ciplerine atlayan birtakım asker kılıkla adamlar, haldır haldır 'paintball' oynamaya gidiyorlar. Dönüşte anlatıyorlar: "Ah, bir dövüştük bir dövüştük, tam beş kişiyi alnından zımbaladım, sapsarı boya kesildi suratları!"

Can sıkıntısı ve bu savaş oyunu, bazı gelişmiş ülkelerde var. Var ama bu ülkelerde savaş mavaş yok. Barış ortamında, olmayan dehşetin parodisini yapıyorlar. Oysa Türkiye'de gerçek bir savaş var. Gencecik insanlar, gerçek gerilla kılığında ve gerçek mermilerle birbirini öldürüyor. Ve bu durum, on beş yıldan beri sürüyor. Türkiye'de pek bir revaçta görünen 'paintball' oyunu, bana birileri birileriyle sıkı alay ediyor gibi geldi.

Bir yanda, gerçek savaş için günde 1 ila 5 milyon dolar ve şimdiye dek yirmi bini aşkın delikanlının yaşamını harcayan Türkiye; öte yanda sahte mermiyle dövüşebilmek için 15 dakikaya 20 dolar ödeyen Türkler. Bu işte bir yanlışlık var. Çünkü gerçek savaşta ölenler, cepheye kendi istekleriyle gönderilmiyorlar. Oysa bir yerlerde, gerilla kılığına girip tüfek atmak için ayılıp bayılanlar var. İkincileri, 'savaş öyle değil, böyle yapılır,' diye Güneydoğu'ya doğru yolcu etsek ve birincilerin gerçek 'stres'lerini, boya fışkırtarak attırsak, diyorum, daha adil olmaz mıydı?

Ölü evinde çiftetelli oynanmaz. Ama her gün şehit cenazelerinin kaldırıldığı Türkiye'de, 'paintball' oynanabiliyor. Modernizmi post yapıp giymek diye, herhalde buna denir.