Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Tarkan'ı RTÜK'lemek

Radikal · 4 Kasım 1998

Gökşin Sipahioğlu, dünyanın üç büyük fotoğraf ajansından biri SİPA'nın sahibi ve yalnız Türkiye değil, uluslararası basında da pek çok 'ilk'lere imzasını atmış, gazeteci olarak başarısını evrensel ölçüde kanıtlamış bir Türk'tür. Türk diyorum, çünkü Gökşin öylesine onulmaz bir milliyetçidir ki, bunca yıldır beş kıta arasında gidip gelir, merkezi Paris'teki ajansının en büyüğü ABD'de, onlarca şubesi vardır ve kendisine önerilen tüm yabancı pasaportları, hatta çifte yurttaşlığı reddedip, hâlâ tek bir pasaportla dolaşır cebinde: Türk pasaportu. Başardığı işin önemi yetmiyormuş gibi, bir de Türkiye'nin 'imajı'yla uğraşır. Ülkemize yapıştırılan haksız 'imaj'lar karşısında hop oturup hop kalkar, ama ülkemizin verdiği görüntü de müthiş dert olur kendisine. 'Saf' milliyetçi olmadığım için, pek şaşarım Gökşin'e. Dün yine heyheylenmiş, telefona sarılmış, merhaba merhamtaba bile yok: "Gördün mü?" diyor soluk soluğa. "Neyi gördüm mü?" dedim. "Tarkan'ı askere alıyorlar, Le Parisien gazetesinde tam sayfa!" Ve bir anısını anlattı. 1966 yılında, ABD'de bugün renkli televizyon dediğimiz olgunun babası, Hüseyin Yıldırım adlı bir Türk deha, Einstein'ın bir teorisini 'yanlış' çıkaracak tez üzerinde çalışıyormuş. Türkiye'de askerliğe çağırmışlar, "Yoksa yurttaşlıktan çıkarılacaksın!" demişler. Zamanın Amerikan Genelkurmay Başkanı, bizim Genelkurmay Başkanı'na bir mektup yazmış ve: "Hüseyin Yıldırım, yalnız ABD ve Türkiye için değil, insanlık için çok önemli bir araştırma yapıyor. İki yıllık askerlik süresi, çalışmalarını kesintiye uğratacak, acaba

kararınızı bir kez daha gözden geçirmenizi dileyebilir miyiz?" demiş. Bizimkilerin kararı değişmemiş. Hüseyin Yıldırım, elbette gitmemiş askere ve vatandaşlıktan çıkarılmış. Gökşin, "Durumdan kim zararlı çıktı sence?" diye soruyordu telefonda. Ve Yıldırım'ın Türkiye tarafından kaybına neden olan uygulamanın, Tarkan'da yinelenmesinden korkuyordu.

Hemen koşup bir gazete aldım. Fransa'nın en çok satan gazeteleri arasında yer alan Le Parisien, Tarkan'a tam sayfa ayırmıştı. Dünya tarihinde ilk kez, Türkçe bir şarkı, tüm Avrupa'da söyleniyordu ve Fransa'da 300 bin adet 'Şımarık' ve 50 bin adet satan diğer şarkılarıyla Tarkan, yabancı bir ülkeye çok yabancı bir dilde rekora gidiyordu. Yalnız Fransa değil, Belçika'da da 'hit' listelerini darmadağın etmişti ve kendisinden, Türkiye imajını zehirleyen 'Midnight Express'in panzehiri Türk' diye söz ediliyordu. İzmirli Dario Moreno bile, ki Avrupa'da Türkçe şarkı söylemez ve Latin Amerikalı sanılırdı, böyle bir şöhrete erişmemişti!

Yıllardır, Türkiye'nin AB'ye alınmamasından şikâyetçiyiz. Ama genelinde Batı, özelinde Almanya; biraz da Cemalettin Kaplan ve avenesini, PKK'lıları, çarşaflıları, türbanlıları, uyuşturucu kaçakçılarını, hapisteki on bin Türk'ü, her uçtan fanatik, kendi kültürüne aykırı insanları, bunların işlediği cinayetleri, kendi evlerini yakıp 'ırkçılar' yaptı diye sigorta parası almak isteyen açık gözleri görerek yargılamıyor mu Türkiye'yi ve Türk toplumunu? Tarkan'ın 'Şımarık' şarkısı, bu görüntüyü değiştirmeye yetebilir mi? Kuşkusuz hayır. Ama bir Türk, herkesin anlayabileceği

ortak bir dilde, yani müzikte, ilk kez Avrupa şablonuyla boy ölçüştü ve şaşırttı, diyebiliriz.

Kırk yılda bir verdiğimiz güzel bir görüntüyü de

mi rütüklemeliyiz?