Sağol, abicim!
Radikal · 6 Kasım 1998
Alaattin Çakıcı sayesinde, Fransa'nın en mutena tatil bölgelerinde görevlendirilmeyi, kan ter içinde keyiflenerek sürdürüyorum. Çakıcı'nın otuz iki kısmın tekmilini birden sahneye koymadığı 'Büyük Türkiye' oyununda, ben kendi seyretmeye başladığım yerden bismillah deyip; ağbimin Nice'ten sonra Aix En Provence 'istinaf' mahkemesinde yargılanmasını, ikinci perde kabul ediyorum.
Aix En Provence, bu ülkenin pek güzel bir kenti. Saçları bellerine kadar uzun, incecik kızları, kulakları küpeli oğlanları var. Ressam Cezanne'ın yurdu Aix, Ortaçağ'dan beri bozulmamış merkez dokusu, daracık sokakları, cıvıl cıvıl kahveleriyle bir üniversite kenti. Havası güzel, suyu güzel. Çakıcı ağbim, iki polis arabasının yol açtığı, zırhlı bir minibüs içinde Nice Tutukevi'nden Marsilya'nın ünlü Les Baumettes Hapishanesi'ne, oradan da Aix En Provence Mahkemesi'ne sevk edilirken, bendeniz bir Airbus 319 uçağında Fransız şarabı yudumlayarak aynı güzergâhı izledim. Kendisi bir küçücük hücrede yargıç karşısına çıkarılmayı beklerken, onun maceralarından ekmek parasını çıkaran yazarınız, Aix'in ünlü Negre Coste Oteli'nde keyif çatıyordu.
Zaten her durumdan keyif vaziyetleri çıkarmakta üstüme yoktur. Sanırım 1989 yılıydı. İspanya'daki muhabirlik görevimden yaz tatiline Türkiye'ye gelmiş ve ayağımın tozuyla bir habere toslamıştım. Bizim ülkemizi yalnız Türkler değil, yabancılar da soyar. Bir çimento fabrikası satılıyordu ve raslantı sonucu, aracı geçinen Fransız'ın katakullisini ortaya çıkarmıştım. Gazetenin yaptığı yayın sonucu işi bozulan kişiyle birkaç gece sonra İstanbul'un en pahalı lokantasında karşılaştık. Yazarınızın asla çok parası olmamıştır. Ama arkadaşları ganidir. Her ahval ve şerait içinde iyi yaşatılmıştır. Adam, o pahalı lokantadan içeri girip en gözde masada o günlerdeki can düşmanı bendenizi görünce düşeyazdı ve ağzından: "Siz, burada..." sözleri döküldü. Ne arıyorsunuz ya da hangi maaşınızla nasıl gelebildiniz, demek istiyordu ama, tümcesini tamamlayamadı. Aslında hazırcevap değilimdir, ama yaşamımda övündüğüm az sayıda incilerden birini döktürdüm yanıt olarak:
"Evet Mösyö; siz çaldınız, biz söyledik, bakın aynı yerdeyiz!"
Çakıcı ağbimin durumundan ise, daha üst düzeyde keyif vaziyetleri çıkarıyorum, sevgili okurlar. Ağbimizin evelallah çok parası var. Bu kadar parayı, herhalde iyi yaşamak için edindi, değil mi? Oysa Fransa'nın hapishanelerini geziyor, at hırsızı, araba soyguncusu hergelelerle aynı yemeği yiyor hücresinde. Ama bizler, dürüst Türk milleti olarak kendisine çok şeyler borçluyuz. Çünkü ülkemizde, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yetki ve yaptırım mercileri, ister çözsünler, ister çözmesinler artık devlet-mafya ilişkilerini; Çakıcı, kuşkusuz bilmeyerek ve istemeyerek çok önemli bir iş başardı. Bundan böyle, Türkiye'de işadamı geçinen diş budaklar ve politikakacılar, yağlı ihaleler, ballı komisyonlar alabilmek için mafyayı kolay kolay devreye sokamayacaklar. Çünkü artık kasetler var. Kaset icat oldu, kız gibi işler bozuldu. İş verenlerin iş alanlara, ya da tersi, güveni kalmadı. "Canım cicim, hayatım balım" diye konuşulan cep telefonları, el yakıyor, her biri uzaktan kumandalı bomba. Kimi patlar, kimi patlamaz, ama ya patlarsa diye birilerinin artık ödü kopacak. İşte bu çerçevede, sağolasın Çakıcı! Sana 'ağbi' diyebilmek artık yalnız bizim harcımız.