Devletin aynası, kişinin aynısı
Radikal · 8 Kasım 1998
Birbiriyle ilgisiz görünen bilgileri, tutarlı bir bütünde bağdaştırarak çözüme ulaşan zihinsel işleme, 'sentez' derler. Örneğin, başta birinci siyasimiz olmak üzere sıkışan tüm politikacılarımızın, sıkıştıkları zaman sığındıkları: 'Türkiye büyük devlettir' tümcesi, belki kendileri farkında değildirler ama, bir sentezdir. Siyasilerimizin, eğer söylediklerine inanıyorlarsa, Türkiye'deki devletin büyük olduğunu ileri sürebilmek için bölük pörçük bilgi ve kanıtları birleştirerek böyle bir karara varmış olmaları gerekir. Doğrusu ben uzun yıllardır, Türkiye'deki devletin büyük olduğuna ilişkin, hiçbir işaret görmüyorum. Oysa tam tersini, yani küçüklüğünü ve önemsizliğini vurgulayan pek çok kanıt var. Binlerce cinayetin aydınlatılamadığı, üstünde durulmadığı ve unutulduğu ülkemizde; devlet, 'unutturulamayacak' ölçüdeki her cinayette, karşımıza: 'Büyüktür, çözer!' söylemiyle çıkarıldı. Örneğin Abdi İpekçi öldürüldü ve siyasilerimiz, "Türkiye büyük devlettir, canileri bulur, cezalandırır!" dendi. Canilerden biri bulundu, hapisten kaçırıldı, gitti Papa'yı vurdu, İtalyanlar tarafından cezalandırıldı. Bilinen diğeri, bugün en mutena mekânlarımızda asbaşkanlığını sallayarak geziyor. Bilinmeyenler ise zaten bilinemiyor.
Uğur Mumcu öldürüldü, devlet yine 'Büyüğüm, katillerin yanına bırakmam' diye çıktı karşımıza. Bırakın katilleri, namzet olabilecek kuşkulular bile bulamadı.
Ancak bizim siyasilerimiz aptal değildirler. Israrla Türkiye büyük devlettir, dediklerine göre bir bildikleri var. Ancak bildiklerini nedense bizimle paylaşamıyorlar. Büyük devlet kavramı, evrensel anlamda adaleti uygulayabilen, suçluları yakalayıp cezalandırabilen devletler için geçerli olduğuna göre, çözülemeyen Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu cinayetlerinde sakın devletin başka anlamda bir 'büyüklüğü' söz konusu olmasın?
Türkiye'de pek çok 'büyüklük' var. Büyük iş adamlarımız, büyük yatırımlarımız ve... büyük mafyamız var. Son günlerdeki gelişmeler, ne yazık ki mafyanın devletten daha büyük olduğunu gösterdi. Çünkü büyük işadamlarımız, devletin mafya ile mücadele eden sağlıklı güçleri, örneğin DGM savcıları Aykut Cengiz Engin ve Engin Baltacı ile işbirliği yapmaya yanaşmadılar. Mafyadan aldıkları tehditleri 'almadık' dediler. Bildiklerini söylemeyi reddettiler. Neden? Çünkü büyük işadamlarımız, devletten çok mafyadan korkuyorlar. Demek ki devlet ve mafya hakkında edindikleri bilgilerden yola çıkarak devletin değil, mafyanın daha etkin, daha güçlü ve daha büyük olduğu sentezine varmışlar.
Büyük işadamlarının bir gecede bahşiş diye bıraktıkları paraları, bir ayda kazanabilmelerine rağmen, Türkiye'nin karanlıklarını aydınlığa çıkarmaya çalışan dürüst savcılar: 'Kimse konuşmazsa temiz toplum nasıl sağlanacak?' diye yakınıyorlar haklı olarak. Bu bilgilerden yola çıkarak başka bir senteze de varabiliriz: Acaba mafya hakkında bildiklerini anlatmayanlar, temiz toplumu gerçekten istiyorlar mı? Yoksa, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diye düşünen maymunun, 'Görmedim, duymadım, konuşmadım!' işaretleri arkasına sığınıp devletten daha çook kolay lokma koparmak mı peşindeler? Yani devletin karanlık sırlarına sahip çıkarak, bazı ihalelere mi göz kırpıyorlar?
Türkiye'de devletin iki yüzü var. Biri karanlık, biri aydınlık. Devlet aynasına düşen her görüntünün de iki yüzlü olması doğal.