Boş beyin, dolu cep
Radikal · 9 Kasım 1998
Lev Davidovich Bronstein, bilgi ve dehasını askeri stratejinin emrine verdiği sıcak savaş gecelerinden birinde, yanından ayırmadığı not defterine şu düşünceleri kaydediyordu: "İnsanoğlu, bundan böyle duygularını denetlemek, içgüdülerini damıtmak, saydam kılmak ve vicdanın doruklarına çıkarmak amacını güdecektir. İrade iplerini kişiliğinin en karanlık köşelerine kadar gererek kendini aşacak ve üst düzeye yükselecektir. İnsanın bu yapılanması onu daha bilge ve ince kılacak; gövdesi daha ahenkli, hareketleri uyumlu ve sesi daha müzikal olacaktır. Yaşamın kıvrımları, bu insanla olağanüstü bir hareketlilik kazanacaktır. Orta düzeyde insanoğlu bir Aristoteles, bir Goethe, bir Marx'ın zihinsel doruklarına varırken, bu doruklar üstünde yeni tepeler oluşacaktır."
Lev Davidovich Bronstein, 'yeni insana' değgin bu garip ve şimdi bize anlamsız gelen coşkulu umudunu ifade ettiği yıllarda TROÇKİ adıyla tanınıyordu ve uğrunda baş verdiği fikirlerle insanoğlunun 'ruhunu' bile düzelteceğini sanıyordu. Oysa Troçki'ye en güzel ve geçmişten geleceğe değişmeyecek olan yanıtı, kendisinden çeyrek yüzyıl önce doğan ve politikayla hiçbir ilgisi olmayan Fransız ozanı Rimbaud vermişti: * * *
"Fütursuz gençliğimi
Herkese ikram ettim
Nezaketen
Yaşamımı yitirdim..." * * *
Siyasal olsun olmasın, insanlık tarihi özgün düşünceler uğruna yaşamını veren insanların öyküleriyle yazılır. Oysa özgün düşüncesi olmamak, ölümsüzlük garantisi değildir. Tüm insanlar ölür. Ama toplumsal bellek, yalnız özgün düşünce sahiplerini
anımsar. Çünkü onlar, ya kendilerinde ya da başkalarında bir şeyleri değiştirmeye çalışmışlardır.
Türkiye, zihinsel bir çölden geçiyor son yarım yüzyıldır. Yarım yüzyıldır, özgün düşüncelerle kurulan bir düzenin daha üst düzeye çıkarılması, sağlamlaştırılması ve geleceğe bırakılması için tek taş konulmadı. Hatta duvarları yıkıldı, beyni erozyona açıldı. Bir yanda on binlerce genç ülkenin bütünlüğünü korumak için ölüyor; mafya ve çapulcular devleti bölüyor, ortada ise bu kargaşadan yararlanan irtica kendisini yaraya merhem diye pazarlıyor.
Genelinde Türkiye'yi, özelinde devleti kemiren illetler arasındaki asıl bölücü güç, kuşkusuz tüm değerleri altüst eden ve yönetimle toplum arasındaki güveni, inancı yok eden mafya örgütlenmesidir. Çünkü mafyaya teslim olan bir devlet, ne zamana kadar gençlerini bu devlet için ölmeye gönderebilecek ve daha ne kadar düzeni değiştirmek isteyen faşist irticaya karşı ayakta durabilecektir? Eğer Türkiye'de sağlıklı güçler, refahını bu yozluktan çıkaran mafyanın belini gerçekten kırmak istiyorsa, varlık amacını, yani kazancını yok etmelidir. Örneğin, Nesim Malki cinayetiyle ortaya çıkan kara para, niçin dul eşine teslim edilsin? Malki'nin kasasından çıkan 200 milyon dolar, neyle ve nasıl kazanılmış da 'mülkiyet ve miras hakkı'na girsin? Abdullah Çatlı'nın ya da
Ömer Lütfü Topal'ın hangi namuslarıyla edindikleri servetler, niçin miras yoluyla temizlenen kara paralar olarak ailelerine kalsın?
Eğer geçen hafta Adalet Komisyonu'ndan geçen 'örgütlü suçlarla mücadele' yasası, gerçekten Meclis'te kabul ve artık mafya babalarının karıları kızanları, suç servetlerinden yararlanmaktan men edilirse, Türkiye'de mafyanın başının kopartılabileceğine ben bile inanacağım.