Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Kadınlık ve kıskançlık

Radikal · 11 Kasım 1998

Kadın bir ünlü oyuncudur. Yeteneği, güzelliği ölçüsündedir ve geldiği yeri hak etmiştir. Yalnız kendisini seyreden değil, meslektaşı erkeklerin de düşlerini süslemektedir. Rakibesi meslektaşlarının ise, karabasanlarını. Mesleğinin zirvesindeki ünlü oyuncuyla, yokuşundaki ünsüz meslektaşı hanım, geçen ay bir televizyon dizisinin çekiminde bir araya geldiler. Ünsüz olanı, ünlüsünü gölgelemeye; gölgeleyebilmek için de çıldırtmaya hazırdı.

Dizi çekiminin bir sahnesi, benzin istasyonunda geçiyordu. İki hanım oyuncu, 'Motor!'dan önce son kez saçlarını başlarını düzeltmek, makyajlarını tazelemek için benzin istasyonunun tuvaletine girdiler. Ünlü oyuncu aynada rujunu sürüyordu. Ünsüz meslektaşı, bir ara: "Şu kapıyı açar mısın?" dedi. Hela kapısını kastediyordu. Ünlü oyuncu, ünsüzün gücünün yetmediğini, sıkıştığı için kendisinden yardım istediğini sandığı kapıya asıldı; kapı tık diye açıldı. Meslektaşına dönüp: "Niye açamadın ki?" dedi. "Bir şeyi yok bu kapının!"

Rakibesi burnunu büktü: "Çok pis de, ellemek istemedim!"

Aynı ünsüz oyuncu, tüm dizi çekimi sırasında, ünlüden sonra kendi makyajına sıra geldiğinde, makyajcı kıza, herkesin duyabileceği biçimde şu soruyu soruyordu: "Ellerini dezenfekte ettin mi?"

Mehmet Y. Yılmaz'ın bir yazı konusuydu, 'kadın kadının kurdudur,' diye. Öylesine kurdudur ki kadın kadının, yerel boyutları aşar ve evrensel çapta bir olguyu saptar: insan dişileri birbirlerini geniş genelinde çekemezler. Uzun yıllardır, inanmak istemesem, en azından kendi üstüme alınmasam bile, başkalarına yapılanları gördükçe kabullenmek zorunda kaldım gerçeği. Ve düşünmeye başladım. Acaba aynı kulvarda koşan erkekler birbirlerini çekerler mi, çekemezler mi?

Edgar Allan Poe, öksüzlüğünün ve yetimliğinin devamı gibi gelen yalnızlık ve yoksulluğu alkol şişelerinde boğmaya çalışırken yalnızca kendini öldürmeyi başardığı kısacık, yalnızca kırk yıllık yaşamında evrensel edebiyata benzeri olmayan baş yapıtlar bırakan adamdı. ABD, Poe'nun değerini anlamasına anlamıştı da, nedense yüceltmedi, yaşarken pek ünlendirmedi ozan yazarı. Oysa yine evrensel anlamda büyük bir başka ozan, 'Kötülük Çiçekleri'nin Charles Baudelaire'i, Edgar Allan Poe'nun değerini anlayan ilk yabancı oldu. Anlamakla yetinmedi, 1848 yılından 1865'e değin Poe'nun hemen bütün eserlerini Fransızcaya çevirdi, kendi ününden yararlanarak basılmasını sağladı. 1852 tarihinde 'Revue de Paris' sanat dergisinde yayımlanan ve Amerikan yazarını Fransız okura tanıtan 'Edgar Poe, Yaşamı ve Eserleri' adlı inceleme, yine Baudelaire'in imzasını taşıyordu.

Acaba Charles Baudelaire, 1849 yılında ölen Edgar Allan Poe'yu yaşarken keşfetseydi, onu Fransa'da ünlendirmeye bunca çabalar mıydı, dersiniz? Ben bu soruyu, evet, diye yanıtlıyorum. Çünkü başka 'erkek' örnekler var elimde. Örneğin kara dizi dediğimiz polisiye türün iki devi: Dashiell Hammett ve Raymond Chandler. Hammett, yalnızca beş roman yazmış, yine alkolde boğulan yaşamında. Çok eser veren Chandler'in başarı tablosu, Hammett'inkinden daha az parlak değil. Oysa Hammett daha yaşarken, hakkındaki en etkin övgüler, rakibi Chandler'den gelmiş.

Demek ki duygularla akıl namusu çatıştığı zaman, erkekler daha akıllı. Kadınlar içinse, kıskançlık aptallaştırıyor demeyelim de, duyguları ağır basıyor, deyip geçelim.