Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Açık mektup

Radikal · 13 Kasım 1998

Sayın Alaattin Çakıcı,

Artık sana bu mektubu yazmanın ve benim gibi düşünen vatan evlatları adına minnet duygularımı iletmenin farz olduğuna karar verdim. Nasıl başlayacağımı bilmiyorum ama, sonunu söyleyeyim: Seni çok seviyorum. Zaten şaka yollu diyordum, izin verirsen, gerçekten sana 'ağbi' diyebilir miyim? Yemin ederim, 'canım, cicim,' diyecek kadar ileri gitmeyeceğim. Çünkü bir kitaptan, art niyeti olanın ilerlemiş sayılacağını öğrenmiştim. Böylece ülkemizde niçin çok sayıda ileri gelen bulunduğu da açıklığa kavuşmuştu. Son günlerde ileri gelenlerle gidenler pek karıştığı için,

ama serde 'baba'larla büyümüş bir gençlik de var tabii, sana 'ağbi' demekle yetineceğim.

Sayın ağbicim,

İtiraf ederim ki, işin başında seni pek bir sevimsiz buluyordum. İştigal ettiğin cürüm mesleği, iğrençti. Üstelik sen "Milliyetçiyim," dedikçe, Bodrum'daki evinizde albayrak motifleriyle kaplattığın koltuklara ve puflara yerleşen kaiden aklıma geliyor; benim anlayışıma aykırı bu milliyetçilik ilişkisi karşısında tüylerim ürperiyordu. Ama artık senin, sana rağmen bu vatana ve millete çok önemli bir hizmette bulunduğunu kabul ediyorum. Zaten yakında, zatına üstün hizmet madalyası verilmesini önereceğim. Senin sayende ağbicim, Türkiye'nin karanlıkları aydınlığa çıkıyor artık. Aydınlığımız elbette biraz bize benziyor, yani bulaşık suyu gibi bulanık. Ancak hiç olmazsa biz art niyet yoksunluğundan ileri gidemeyenler, tarihte ilk kez kimin neye bulaşık ve neyin niye bulanık olduğunu görüyoruz. Türkiye'de mafya, devleti mafyadan temizlemeye başladı ağbicim. Hani çivi çiviyi söker, yağ lekesini yağla çıkarırlar ya, işte öyle bir yıkama, bir yıkama.

Ağbicim, sen Fransa'da hapse ve kaset kaset üstüne gündemimize düşeliberi, Türkiye'de mafyaya bulaşmamış kimse kalmadı gibi. Mafya bir bizim serçe parmağımızla burnunu karıştırmamış. Hani zıtlar birbirini çeker, aşırı uçlar da birlikte yatar derler ya, Türkiye kocaman bir yatak, mafyası devletine, polisi canisine, Güneydoğu'dan Edirne'ye, bir dolanmışlar ki birbirlerine, kimin başı kimin ayağını öpüyor, belli değil. Bu karışıklığı çözsen çözsen, yine sen çözersin ağbicim. Çünkü bizim kafamız karıştı. Hani diyorum, bir ağbilik yapıp ablayı, yeğeni de dizip pedere kadar çıkabilsen... Çanına ot tıkayacaksın bugüne değin bizim kursağımızdan geçinenlerin.

Neler borçluyuz sana, neler. Sayende tüm müteşebbislerimize, bir gazetenin lastik fabrikası gibi alınıp satılamayacağını kanıtladık. İhaleler, kazananın yitirdiği eğlenceli bir oyun olup çıktı, ki yanında monopol çok ciddi kalır. Yoktan var oldum diye övünenlerin bir günde yeniden yok olabilecekleri anlaşıldı. Her şey öylesine hızlandı ki, bakanların bakanlığı ses bantı, hükümetlerin ömrü video kaset süresiyle sınırlı artık. Kimsenin kimseden korkusu kalmadı, çünkü herkes kasetlerden korkuyor. Dün, 'Benden büyük Allah!' diye burunlarından kıl aldırmayanlar, 'Ben kasetten küçüğüm!' gerçeğine vakıf oldular.

Şimdi ne olacak, diye sorarsan ağbicim, bu temizlik sana dokunanlar arasında başladığına göre, duruma el koyup sana dokunmayan kimsenin kalmadığını açıklasan iyi olur, derim. Çünkü pek çok bulaşığın daha, kendisini temiz diye yutturmasından korkmaktayım. Haydi ağbicim, şu başladığın

işi bitir, ellerine sağlık, diyelim.