Viva İtalia!
Radikal · 14 Kasım 1998
Dostuma düşmanıma ilan ediyorum, vallahi ben pek tekin sayılmam! Türkiye'ye her gelişimde, kırmızı bültenle yurtdışında aranan bir caninin başını yiyorum. Sanki benim Parisİstanbul arası dokuduğum mekiklerle, basına bomba gibi düşen olaylar arasında bir ilişki var. Her geliş - gidişimde, zırt diye biri tutuklanıyor. Yalnız tutuklansa, yine iyi. Ölenler, öldürülenler de gırla. Mitterrand'ı böyle hakladım. Zavallı Diana, yine bir yolculuğum sırasında can verdi. Alaattin Çakıcı'nın yakasına Fransız adaletinin yapışmasını, sonunda Apo'nun İtalya'nın avucuna düşmesini hep böyle sağladım. Yöntemim çok basit: Ben Türkiye'ye gelmek için uçağa biniyorum, hep aynı saflarda çalıştığımız, Radikal Yayın Koordinatörü Salim Alpaslan'a: "Ben geliyorum" diyorum. Selam versen haber değüldür deyu almayan, keskin gazetecilerden Salim arkadaşım, hazırlanıp bekliyor, "Acaba Mine'nin bu seferinden kim mevta, kim gazi çıkacak?" diye.
Ama bu son balık, yani Apo, gerçekten büyük lokmaydı. İtalyanlar tarafından tutuklanmasını nasıl başardım, ben de anlamadım. Ancak haberin, Türkiye'nin gündemine ve gazetelerin mutfağına bomba gibi düşmesi sırasında, yıllardır bildiğim, ancak acıklı ve sinik bulduğum için anlatamadığım fıkrayı anımsadım.
PKK teröristleri, belli bir güzergâhtan, belli bir zamanda geçeceğini istihbar ettikleri Türk bölüğüne pusu kurmuşlar. Sağlı sollu mevzilenmişler, öldürmek için bekliyorlar evlatlarımızı. Beklenen vakit geçmiş, Türk askerler görünmemiş. Bir saat beklemişler, bölük yok. İki saat beklemişler. Yine yok görünürde. Kürt teröristlerin arasından bir ses yükselmiş: "Allah Allah, nerede kaldı bunlar? Sakın başlarına bir iş gelmiş olmasın?"
Abdullah Öcalan, Roma Havaalanı'nda tutuklandığında da, herhalde İtalya'daki yandaşları, liderlerinin sağ salim kendi saflarına ulaşmasını bekliyorlardı. Elbette bu bekleyiş, Türk bölüğüne kurulan pusudan
amaçlanan yönde değildi. Apo, kendisini bekleyenlerin gözlerini yollarda bıraktı, hedefe ulaşamadı ve artık, onun başına, gerçekten bir iş geldiğini söyleyebiliriz.
İçimden, herhalde siz de aynı duyguları paylaşıyorsunuzdur: "Viva İtalia, Forza!" diye bağırmak geliyor. Gözünü sevdiğim İtalyanlar, bizi yıllar önce Mehmet Ali Ağca'dan kurtarmışlardı. Türkiye hapishanelerinden, Türk hainler tarafından kaçırılan Ağca, İtalya'da kendi çöplüğü gibi at oynatmaya kalkınca, hem Papa'yı öldüremedi, hem de yakayı ele verdi. İyiye ve kötüye karşı eşit adalet dağıtan ölüm, hücresinin demir parmaklıklarından ruhunu uçurana kadar, bedeni ve yarım aklıyla o hücrede çürümeye devam edecek.
O kadar korkunç bir sondur ki Mehmet Ali Ağca'nın sonu, bence aklı olan tüm canilere örnek niteliğindedir. Ağca, o İtalyan hapishanesinde, resmen çıldırdı. Kısmi bir af umuduyla Papa'nın elini öptü, nedamet getirdi, yarar sağlamadı. Din değiştirdi, kendini Hıristiyan inancına adadı, yine sonuç alamadı. Ve iyice kaçırdı keçileri, bunu anlamak için ruh doktoru olmak gereksiz. Son fotoğraflarına bakın, Mehmet Ali Ağca'ya ödetilen haklı bedelin büyüklüğünü iskelete dönmüş suratından anlarsınız. Ağca artık yaşayan bir ölü, o dört duvar arasında. Darısı Apo'nun başına.
Bugün, TÜYAP kitap fuarında sizlerle birlikte olacağım ve bu heyecanı, kimsenin ahının kimsede kalmadığını gördüğümüz bir sırada yaşamanın tadına birlikte varacağız.