Aşk, mafya ve terör
Radikal · 21 Kasım 1998
Biz artık pek geçerli olmayan Fransız kültürünün Türk çocukları, 1970'lerde dünya mizah geleneğini altüst eden bir dergiyi pek severdik. Adı HaraKiri'ydi. Budalalığa, savaşa, güdük politika ve her türlü 'izm'e karşıydı. Ne gariptir ki, Fransa'nın en ünlü mizahçılarını yetiştiren bu anti-konformist ve anti-militarist derginin sahibi ve yönetmeni, Prof. Choron diye anılan adem, eski bir 'para', yani Fransız ordusunda görev yapmış bir 'komando'ydu. Üstelik Hindi Çini savaşına katılmıştı. Yazılı yazısız hiçbir yasa, gelenek, ahlak kuralı tanımayan mizah kitaplarıyla ünlü Prof. Choron hâlâ yaşıyor! Ve geçen yıl, televizyon kameraları önünde anlattığı bir anısını dinledikten sonra, kendisinden nefret ettim.
Prof. Choron, Hindi Çini savaşı sırasında güzel bir Çinli kızla büyük aşk yaşar. Hatta kendi deyişiyle, ondan daha çok kimseyi sevmemiştir bugüne kadar. Choron, Fransız birliklerinin geri çekilmesi sırasında, limana demirli savaş gemisine intikal emri alır. Sevgilisine bir şey söylemez. Ayrılıktan bir gün önce, güzel giysiler ve bir çift terlik alır ona, en son yemeklerini yerler ve bütün gece sevişirler. Ertesi sabah, asker çantasını sırtına vuran Choron, kıza: "Bitti!" der, çıkıp gider. Sonrasını Prof. Choron'dan dinleyelim:
"Gemi uzaktan düdüğünü öttürüyor, ben iskelede gemiye doğru yürüyordum. Arkamdan kızın terlik seslerini duydum. Acele tıkırtılarla bana yetişmeye çalışıyordu. Döndüm, ağlamaklı yüzünü gördüm. Hızla yanına yaklaştım, bir yumruk çaktım suratına. Terlikler bir yana uçtu, kız bir yana. Ne olduğunu anlamamıştı zavallıcık. Ayaklarından fırlayan terliklerin görüntüsünü hiç unutamam. Çantamı yeniden sırtıma vurup koştum, atladım gemiye."
Marsilya'da bar sahibi bir 'bıçkın'dan dinlemiştim: Birkaç yıl önce barına, Marsilya mafyasından bir adam gelip gitmeye başlamıştı. Bizim bıçkın, numarayı çok iyi ve sonunda kendisinden haraç isteneceğini biliyordu. Adam ilk gelişinde bir sigara, bir kadeh de şarap istemiş, sigarayı tüttürüp şarabı içtikten sonra ödemeden gitmişti. İkinci gelişinde, aynı mizansen tekrarlandı. Barcı sesini çıkarmadı. Üçüncü gün adam kapıda görününce: "Bir sigara, değil mi?" dedi. "Evet," dedi adam. "Bir kadeh de şarap herhalde?" Yine onayladı mafya bozuntusu. Barcı, ikisini de verdikten sonra cebinden tabancasını çıkarıp, "Sigaranı yakmayı unuttum!" diyerek üç el ateş etti. Adam bir daha görünmedi ortalıkta. Ancak, olaya tanık müşterilerden bir hanım, ki bizim bıçkın yıllardan beri peşindeydi, o geceden başlayarak 'kahraman' barcının metresi oluverdi.
Kadınların hepsi olmasa bile geniş bir bölümünün 'şiddet'e yatkın erkeklere niçin ayılıp bayıldıkları çocukluğumdan beri çözemediğim bir muammadır.
"Ama Prof. Choron, son gün dövmüş!" derseniz, hayır, mutlaka daha önce de dövmüştür, derim.
Tabancalı Türk mafya babalarının peşinden giden iyi aile kızlarımızın kafilesine son olarak, terörist Apo'nun Rozerin'i, Kütahyalı Ayfer Kaya katıldı. Farkındaysanız, kızın burnu kırık. Acaba Ayfer'in burnu nasıl kırıldı? Rozerin Ayfer burnu kırıldığı için mi terörist oldu, yoksa burnunu birisi kırsın diye mi? Tavuk mu yumurtadan çıktı, yoksa mazoşistleri sadistler mi yarattı, ya da tersi? Galiba dövmek, dövülmek, ölmek, öldürmek, bazılarının tensel doyuma varabilmeleri için yalnızca birer araç.