Hasta doktor
Radikal · 22 Kasım 1998
Eugene Ionesco: "Vicdanlı doktor, iyileştiremediği hastayla birlikte ölmelidir," demiş. Ionesco'nun doktorunu bilmem ama, Türkiye'nin bir türlü iyileştiremediği PKK hastalığı dolayısıyla sararıp solacak kadar vicdanlı bir cerrah olduğunu söyleyebilirim. 10 milyon Kürt kökenli yurttaşın, kanserli hücre PKK'ya vermediği desteğe rağmen hastalığın azması ve Türkiye'nin tıp alemine yaptığı tedavinin uygunluğunu bir türlü anlatamaması, ilaçların yetersizliğini gösteriyor. Bir hastalıkta ilaç, ya bağışıklık kazanıldığı için yetersiz kalır, ya da yanlış teşhisten. Sanırım Türkiye'nin PKK hastalığında teşhis yanlışlığı yok, eksik teşhis var. Ancak 15 yılda 30 bin cana bana mısın demediğimize göre, ilaca karşı bağışıklık kazandığımız da söylenebilir. Eksiklik, PKK'ya karşı yapılan mücadelede bir Kürt sorununun varlığını görmemezlikten ileri geliyor. Ben Kürt kültürü hayranı değilim. Hatta göçebe menkıbelerinden oluşan sözlü bir yazının, ilkel tınılı gelenek ve göreneklerin, çağdaş anlamda kültür sayılmayacağını bile düşünüyorum. Ama bu ülkede, ister sekiz lehçe olsun, ister yüz, Türkçeden farklı dil konuşan insanlar yaşıyor. Büyüklerimiz istedikleri kadar: "Kürtler istediği gibi konuşup yazıyor," desinler; milyonlarca Kürt yurttaşın yaşadığı Türkiye'de, yüz binlerce gencimiz Amerikan, İngiliz, Alman, Fransız, İtalyan, Ermeni, Rum okullarında bu dilleri, imam hatip okullarında ve özel kurslarda ve İlahiyat fakültelerinde Arapça öğrenirken, hatta ezanın Türkçe söylenmesine karşı çıkarak günde beş kez başka hiçbir ülkede olmayan hoparlörlerle yeri göğü Arapça inletirken, meydanlarda pankart açarken, Kürtçe öğreten okulların olmamasını, Kürtçe yayın yapan televizyon kurulamamasını ANLAYAMIYORUM.
Türkiye'de çok sayıda, alabildiğine varsıl Kürt kökenli işadamı var. Belki onların da Türk iş adamları gibi İngilizce eğitim veren özel okullar açmak, Türkçenin yanında Kürtçe okutmak gibi 'hayırlı' arzuları vardır. Niye hodri meydan demiyoruz? Eğer Türkiye'de böyle bir uygulama olsaydı, Ağa Ceylan'lara Yalova'da, Antalya'da turistik tesisler açtırmak ve bir Kürt ağasını Cumhurbaşkanı Özal eliyle Fransız cumhurbaşkanına muhatap tayin etmek yerine: 'Haydi kardeşim, bak bu tesisleri sen Diyarbakır'da aç. Bölgede okul yaptır, Kürtçe de okut,' diye telkin edilseydi, acaba İtalya yine PKK'ya arka çıkar mıydı?
Böyle bir yönlendirme ve teşvik yerine ne yaptı Türkiye? Bazı Kürt kökenli işadamlarının PKK'ya verdiği haracı, faşist tetikçiler eliyle 'kendi' uyuşturucu kaçakçılarına bağlamayı tercih etti. Ve bugün, PKK lideri Apo'nun 'terörden vazgeçtim' sözü ne kadar samimiyse, bizim Kürt sorununa yönelik 'sivil' tedavimiz de o denli inanılır.