Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Kanlı bir satranç

Radikal · 28 Kasım 1998

1968'de örgütlenen ETA, uluslararası terör literatürüne damgasını bastığı OTUZ YIL boyunca, yalnızca 800 kişiyi öldürdü. Bu ceset sayısı, bildiğiniz gibi Türkiye'de BİR yılda trafik kazalarına kurban giden can toplamı bile değil. 1978'de örgütlenen PKK terörü

ise, 30 bin insanın hayatına mal oldu, deniyor. Amacım, ölü sayılarını karşılaştırarak uğursuz bir cinayet muhasebesi yapmak değil. Ne var ki bugün, dış odakların PKK'yı değerlendirmesinde, dayandığı yandaş nüfusu ve canlı cansız militan sayısının çok önemi var, sevgili okurlar. Biz Türkler sanıyoruz ki, dışımızdaki dünya, PKK'yı 30 bin kişiyi öldürdüğü için, salt 800 kişiyi öteki dünyaya gönderen ETA ya da aynı çaptaki İrlandalı benzeri İRA'dan daha kanlı, daha büyük bir terör örgütü olarak değerlendirecek. Çünkü içimiz yanıyor. 30 bin genç ölü; ardından ağlayan 30 bin baba, 30 bin ana, bir onca dul eş, bir onca öksüz yavru, en azından 90 bin kardeş demek. Bu yıkılan yuvalar, bu acılı insanlar bizim insanlarımız. Ne Apo'sunu, ne PKK'sını bağışlamamız, intikam duygularıyla yanıp tutuşmamamız, hatta soğukkanlı olmamız bile mümkün değil artık. Ortada çok şehit, çok gazi, ölçüsüz yas var.

Ancak yabancı ülkeler, yani dış odaklar, bizim bu acımızı anlar ve hakkını teslim eder diye umarsak, çok yanılırız. Çünkü... Mantığa aykırı da olsa, daha büyük insan kitlesinin katili PKK'yı, tuzu kuru dış dünyanın gözünde terör örgütü olmaktan çıkaran da işte bu çokluk! Eloğlu, otuz yılda 800 kişiyi öldüren ETA'ya terör örgütü diye bakabiliyor da, işin içine

30 bin can girince, bu artık terör değil, olsa olsa bir savaştır, diye düşünüyor, yüksek sesle söylemese de. Üstelik dış odakları bu düşünceye kenetleyen başka ögeler de var: Avrupa ülkeleri yüz binlerce PKK yandaşı kaynıyor. Televizyonlar, PKK'nın düzenli askeri birliklerini inci gibi diziyor. Bakınca Türkiye'ye, 10 milyon Kürt nüfus, yani kendince potansiyel PKK yandaşı görüyor. Ve hiçbir ülkenin hiçbir ülkeye kara gözleri için âşık olmadığı, tüm yakınlıkların çıkar ilişkileri üstünde durduğu dünya dengelerinde, 'Türkiye'de en azından kısmi bir savaş var. Bu çapta mücadele, bir ayaklanmadır. Ayaklanmaları kimin kazanacağı belli olmaz. İç savaşların nasıl sonuçlanacağı da bilinmez, dolayısıyla ben ayaklananları da, liderleri Apo'yu da kollayayım. Arafat da teröristti, bak şimdi devlet başkanı...' muhasebesi yapıyor. Biz bu hesabın haksızlığını biliyoruz. 30 değil, 130 bin ser daha verip, sır vermeyecek kadar gözü kara olduğumuzu da biliyoruz. Ama gücümüz ne yazık ki, doğru ya da yanlış, kendi hesaplarımızı yapmakla sınırlı. Yabancıların hesaplarını etkileyemiyoruz.

İşte bu hesaplarladır ki, geçmişte Ayetullah Humeyni, İran'ı ele geçirmeden önce Fransa'da yerleştirilip beslendi. Yine yüzyılın en kanlı diktatörlerinden Pol Pot, Fransa'da okutulup eğitildi. Örnekler çok ve liste uzun. Benim açıklamak istediğim, dış odakların Abdullah Öcalan adlı seks manyağı ve katili, fanatik cinayet örgütü PKK ile birlikte 'niçin' ve 'hangi' mantığa dayanarak kayırdığıdır. Tabii bu soğuk muhasebeye, Sevr anlaşmasını hortlatmak çabalarını da katabilirsiniz. Ama sonuç değişmez ve satranç tahtasındaki hamle bu yöndedir, yapılmıştır. Peki biz hangi hamleyle karşılık verebiliriz bu hesaba? Devamı yarına.