Siberkablo incileri
Radikal · 30 Kasım 1998
Sanırım Ronald Dahl'ın bir bilimkurgu öyküsüdür: Zaman, sanal çağdır. Kendi halinde bir çiftin iki çocuğu, odalarını sanal cangıl gibi düzenler. Ve teknolojik ormanlarına, ana babayı sokmazlar. Odadan kimi kez çiğ et kokuları, aslan kükremeleri yükselir. Çocukların tavırları bir tuhaflaşır. Ancak sonuçta sanal bir dünya söz konusu olduğundan, ana baba fazla merak etmez. Derken bir gün, kız çocuk kaybolur. Arar, tarar, bulamazlar. Oğlanın evde olmadığı bir sırada, son çare olarak odaya giren ana baba, vahşi homurtular arasında gözden yiterler. Sanal cangıl, onları da yutmuştur.
İşte bizim küçücük evde de böyle bir odamız var artık. Daha doğrusu, Prof. Gökçe Nimbüs'ün odası. Başıma gelecekleri bildiğimden, kapıyı açık tutuyorum. Ama açık kapıdan gördüklerim bile tüylerimi ürpertiyor. Prof. Nimbüs bir uzay laboratuvarında yaşıyor. Laboratuvara şimdiye kadar harcananları toplasak, Mars'a turistik bir yolculuk daha ucuza gelirdi. Teknolojinin en uç noktasındayız. Geçen gün müjdeyi verdi: 'Siberkablo'ya bağlanmışız. Bizim salonda eski püskü ve kumandası bozuk bir televizyon var, video bile yok; Gökçe'nin bilgisayarı telefon, televizyon, CD ve DVD servisi yapıyor. Yani evin bir bölümü mağara devrinde kaldı, ötekisi siber çağda cirit atıyor.
Bütün bunları anlatmamın nedeni, Internet adresim yine değişti sevgili okurlar. İnşallah artık bu siberadreste uzunca otururuz. İstikbalimiz Prof. Nimbüs'ün sanal taşınma merakına bağlı. Ama merak etmeyin, önceki adrese gönderdiğiniz tüm mesajları aldım, tabii yanıtlayamıyorum. Çünkü yan odaya girmeye korkuyorum!
John ve Berna Widdop, Burcu Çoral, Hülya Yalçın, Erdinç Metin, Ömür Akyüz, Dilek Kurt, Nur ve Murat, Özlem Çağlar, Ümit Ökten, dostlarım Fatih Türkmenoğlu, Alin Taşçıyan, Nora Romi ve Mehmet Saraç (seni eski bir fıkrayla işletmişler, Memo'cuğum!), Mustafa C. Pınar, Ertan Cömert, Arif Batuhan, Figen Yanık, Şükrü Ünlütürk, Kazım Çeliker, Hüseyin Tekin, Naci Kişnişçi, Gökhan Tatarer, Hüseyin Tekin, Hüsrev Tolga İlhan, Erman Peremeci, Mahan Tunç, Nüket Uğur, Mustafa Çölkesen, Sümer Çağlayan (Feridun!), Can Özcan, İpek Özenç, İlhan Atasoy, Orhan Çetin, Salim Aydüz, Tekin Kahraman, Fırat Aslan, Serhat Deniz, sevgili ozanım Özgür Mumcu, Zehra Toplar, Sezer Şenol, Prof. Gürbüz Çelebi, Prof. Hüseyin Yılmaz, Ömür Akyüz, Salima Aydüz, İrfan Toprakbastı, Taylan Kızıltaş, Emrah Asılyazıcı, Evren Aslan, Uğurlu Ozanser, Mert Gülçat, Can Akerman, Timur Ertekin, Alpkan Birelma ve beni çok duygulandıran M. Gülsen, Cengiz Özder, Özgür Akbuluk, Cem Ardıç adlı internotlarıma; ozan Emel Denizaslanı ve Daimi Bingöl'e; en çok da bir gece otobüsünden bir gece otobüsüne, yalnızca birkaç saatliğine TÜYAP'a benim için gelen İzmirli iki genç okurum Dilek Kurt ve Elif Ergün'ün şiirsel mesajlarına, çok, çok teşekkür ederim. Sorulan sorulara ve istenen bilgilere (batık Paris gemisi dahil) cevap yetiştirmem, bildiğiniz gibi mümkün değil. Baş başa yemek önerilerini de kıskanç eşim dolayısıyla geri çevirmek zorundayım. Ama verdiğiniz bütün bilgiler ve olumlu eleştirilerinizi yol gösterici kabul ettiğimi bilmenizi isterim.
Bu seçilmiş mesaj sayısı kadar çok olan düşmanca, ipsiz sapsız ve kıskanç mektup sahiplerine ise tek sözüm var: Hiç yorulmayın, imzamın arkasındayım ve değişmeyeceğim. Sizin imzalarınız ise, Prof. Nimbüs'ün siberkabloya verdiği bir emirle, boşluğun çöp sepetine ışınlanıyorlar.