Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Kadın medya, erkek politika

Radikal · 6 Aralık 1998

Dün, Türkiye'de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişlerinin bilmem kaçıncı yıldönümüydü. Daha doğrusu dün, Türkiye'de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilişinin bilmem kaçıncı yıldönümüydü. Çünkü 'elde ediş' kavramı, mücadele sonucu varılan bir 'başarı'yı içerir. Oysa hepimiz biliyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin kadınlara verdiği eşitlik, seçme ve seçilme hakları konusunda, zamanın birkaç aydını dışında toplu bir kadın mücadelesi söz konusu değildir. Bugün, bir anlamda benim gibilerin bu satırlarda kalem oynatabilmesine yol açan haklar, tepeden inme armağan paketleri gibi sunulmuştur kadınlarımıza. Belki de uğrunda mücadele edilmediği ve zorla kazanılmadığı için, kadınlarımızın büyük bir bölümü verilen paketleri açmadılar, haklarını kullanmadılar, kullanmamakta da direniyorlar. Dünyanın yarı nüfusunu oluşturan kadınlar arasında, evrensel ölçüde pek az politikacı var. Ama en az katılım, kadınlar açısından hiçbir yasal eksiğin olmadığı Türkiye'de. Acaba neden?

Dikkat ederseniz, dünyadaki üç büyük dinin 'asıl' kabul edilen ilk biçimlerinde, kadın yöneticiye yer yoktur. Yani Hıristiyanlık'ta kadın papaz, Yahudilik'te kadın haham, İslamiyet'te kadın imam öngörülmemiştir. Bin küsur yıl sonra, bu üç dinden yalnızca Hıristiyanlık, din savaşları sonucu bölünmüş ve Katolik mezhebi 'asıl' biçimiyle kalırken, reformist Protestan ve Anglikan mezhepleri, kadınlara 'papaz' olmak hakkını tanımıştır. Yahudilik, böyle bir reforma gitmemiş, ancak Yahudi dininden olabilmek için mutlaka Yahudi bir anadan doğmayı koşul koyarak, din temeline 'kadın'ı oturtmuş ve eşitliği bu önlemle sağlamıştır.

Kadını daha baştan ikinci sınıf insan kabul eden İslamiyet'te ise ne böyle bir din taşıyıcılığı, ne de mezhep ayrılığı yoluyla bir reform, bugüne değin söz konusu değildir. Döne döne ılımlı İslam arayanların, bir türlü görmek istemediği gerçek ılımlı İslamiyet modeli Alevilik ise, kadın ve erkeğin eşitliğini büyük ölçüde gerçekleştirmiştir. Ancak, sünni ya da şii mürtecilerin gazabını çeken bu mezhep, ne yazık ki aynı kesimlerden gelen tarihsel ve kanlı baskılar sonucu siyasal açılımdan uzak tutulmuş, uygulamada sindirilerek düşünsel yaygınlığı önlenmiştir. Etki alanı sınırlıdır.

Halen kadının her anlamda 'medyatik' ve yalnızca erkeğin 'politik' olduğu Türkiye tablosunun tuvali işte böyle dokunmuş ve işte bu yüzden kadın siyasetçimiz yok denecek kadar azdır. Var olanlar da, birkaç düzgünü haricinde, 'errrkek' politikacılara rahmet okutmaktadırlar. Çünkü oyunun kurallarını aynı bağnazlık, aynı tutuculuk ve aynı soysuzlukla oynamayı kabul ederek aynı meclise girebilmişlerdir ancak.