Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1998

Aşk yangınları

Radikal · 7 Aralık 1998

Yaşlı kadın, annem, o zarif elleriyle perdeleri aralayıp Convention meydanındaki ıhlamurlara son kez bakalı üç yıl oldu. Onun durduğu yerde, onunkilere benzetmeye çalıştığım ellerimle perdeleri tutup, ıhlamurları seyrederken, içimde güzelim sesi titriyor: "Bu kış yaman olacak. Ağaçlar tepelerinden soyulmaya başladı!"

Evet anneciğim. Bu kış da yaman oluyor. Ihlamurlar, sararan yapraklarını önce tepeden döktüler meydanın kesme taşlarına. Ve sen yoksun artık. Bir gün ben de olmayacağım perdenin arkasında. Önünde hep ıhlamur ağaçları. Yine yeşillenecekler ilkbaharda. Yine çiçekleri dökülecek dibindeki kahve masalarına. Yine sararacaklar güz sonunda. Yazlar geçecek, kışlar akacak Paris köprülerinin altından, Seine nehri yaprak ölülerini yine okyanusa taşıyacak.

İşte bir Noel daha ısıtıyor, Paris kışlarının soğuk soluğunu. Çırılçıplak, ama yaşayan ıhlamur ağaçlarına inat; bol yeşilli, yeşili karlı, canlı canlı, oysa yaşamdan koparılmış çam ağaçları yerleştirdiler yine meydanın iki yanına. Avareler, henüz boş şişeler, boş kutular asmadılar dallarına. Ama eli kulağında.

Gökkubbeyi ışıktan ağlarla ördüler, sokakların üstüne gerdiler. Convention meydanına göz kırpan yıldız kümesinin altından geçip, eve giriyorum, sabaha karşı. Apartmanın içinde bir duman perdesi, yoğun bir yanık kokusu. Herkes uyuyor, ama bir dairede yangın çıkmış, belli. Telaşla merdivenleri çıkıyorum, koku ve duman azalıyor. Demek ki yangın, giriş katında. Tek göz odalı daireden hüzünlü bir müzik sesi duyuyorum. Kapıya yaklaşınca, dumanın da kokunun da buradan geldiği anlaşılıyor. Saat sabahın dördü. Zili çalsam mı, çalmasam mı? Oturan kiracı yeni taşındı, tanımıyorum. Ama ya sigara içerken uyuya kaldı ve yatak yorgan, halı malı ya da üstü başı tutuştuysa? Cesaretimi toplayıp basıyorum zile. Önce ses çıkmıyor. Daha da telaşlanıp üsteliyorum.

Derken kapı yavaşça aralanıyor. Karşımda gencecik, güzel bir kız. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı. "Özür dilerim, yanık kokusu ve duman..." diye geveliyorum. Burnunu çekerek, "Asıl ben özür dilerim," diyor tatlı bir İngiliz aksanıyla: "Fotoğrafları yaktım da..." Başka bir şey söylemesine gerek kalmıyor. Birbirimize bakıyoruz. Hiç düşünmeden, "Ya mektupları?" sözcükleri dökülüyor ağzımdan. Hemen pişman oluyorum, ama çok geç. Boynunu büküyor güzel İngiliz kız: "Onları da." İkimiz de susuyoruz. Artık çekip gitmem gerek. Oysa yerimden kıpırdayamıyorum. "Bir şey içer misiniz benimle?" diyor kırık sesiyle. İçeri giriyoruz. Sevimli bir öğrenci odasının ortasında, parçalanmış bir aşk. Yarısı yanık resimleri birlikte topluyoruz. Bıçakla lime lime edilmiş bir erkek kazağı sürünüyor yerde. Lavaboyu tıkayan külleri çıkarıp, bir tabağa koyuyoruz. Küçücük masada karşı karşıya oturuyor, tabağa bakıyoruz. Anlatıyor, ağlıyor. Ağlıyor, anlatıyor.

Sabahın ilk ışıkları, odanın küçük penceresinden süzüldüğünde, küllerin arasında artık sigara izmaritlerimiz var. Ve fotoğrafların ve mektupların cenazesini, bir şişe viskiyle yıkayıp kaldırmışız. Küçük odanın kapısı ardımdan kapandığında yeni bir yaşam öyküsü dinlemek, yeni bir soluğun heyecanında ürpermek, uykusuz geceler boyu sabahlara kadar ağlamak isteği var içimde. Yeniden âşık olmak kısacası. Bir bilinmeyene, delicesine ve yeniden tutulmak istiyorum, bir Noel zamanı.